Bir siyasi partinin genel merkez kapısını zorla kırarak içeri girenler, o gün o binadan içeri adım atarken gerçekten kazandıklarını mı sandılar?
O görüntüler, sadece beton bir binaya yapılan müdahale değil; Türkiye’de demokrasinin nasıl ağır bir kuşatma altında olduğunun açık bir kanıtıydı. Hele ki söz konusu yer, bu Cumhuriyeti kuran partinin genel merkeziyse! İşte bu yüzden mesele günlük siyasetin çok ötesinde; doğrudan bu ülkenin hafızasına, köklerine ve geleceğine bir saldırıdır. Soruyorum size: Cumhuriyet'in kalbine balyoz vurarak kim, neyi kazandı?
Bugün yaşananlar karşısında, milyonlarca yurttaşımız gibi benim de içim acıyor, canım yanıyor. Çünkü bizlere emanet edilen Cumhuriyet; baskıyla susturulanların değil, özgür iradenin rejimidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, muhalefetin kapılarının kırıldığı değil; fikirlerin özgürce yarıştığı bir Türkiye hayaliydi.
Seçilmiş insanları itibarsızlaştırmaya çalışmak, muhalefeti sürekli bir tehdit ve baskı altında tutmak, siyaseti korkuyla dizayn etmek hiçbir zaman "güçlü devlet" göstergesi olamaz. Devletin gerçek gücü; muhalefeti susturmakta değil, en sert eleştiriye bile tahammül gösterebilen adalet duygusuyla büyür. Kapıları kırarak güç gösterisi yaptığını sananlar, aslında kendi acizliklerini ilan ediyorlar.
Peki, Biz Nasıl Kazanacağız?
Bugün Türkiye’de birçoğumuz kendimizi öfkeli, kırgın ve belki de çaresiz hissediyoruz. Hukuk zedeleniyor, adalet duygumuz her gün biraz daha aşınıyor, siyasetin dili giderek kirleniyor. Ama tam da bu noktada, o karanlık hisse teslim olmadan önce bir gerçekle yüzleşmek zorundayız: Demokrasi, sadece seçim günü sandığa giderek kazanılmaz.
Eğer bu #kirlisiyaset düzenini değiştirmek, ülkemizi ileri taşımak istiyorsak; sadece ekran başında izleyen değil, elini taşın altına koyan, sorumluluk alan yurttaşlar olmak zorundayız. CHP’ye seçim günü oy vermek elbette çok kıymetli. Ama artık görüyoruz ki, yetmiyor! Demokrasi sadece sandık günü hatırlanan bir olgu değil; örgütlü bir mücadeleyle nefes alan, yaşayan bir organizmadır.
Bütün bu karanlığın içinde hala bir umut var: Halkın iradesi.
Fakat bunun için artık sadece siyasetçilerin değil, halkın da sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü demokrasi seyredilerek değil, sahip çıkılarak yaşatılır. Yeni bir hikaye yazmamız gerekiyor. Bize emanet edilen Cumhuriyet’i gerçek demokrasiyle taçlandırmak zorundayız. Bu ülkenin yeniden nefes alabilmesi için yalnızca değişimi istemek değil, değişimin parçası olmak gerekiyor.
Sorumluluk Almak, Katılmak Şart
Bu yüzden artık sadece "seçmen" olmak yetmez; partiye, geleceğe ve ülkeye sahip çıkan bireyler olmak zorundayız.
CHP’nin daha güçlü, daha temiz ve gerçekten halkçı bir çizgiye oturması için üye olmalıyız.
Yanlış insanlara, yanlış politikalara "dur" diyebilmek için örgütlerde söz sahibi olmalıyız.
Kendi adaylarımızı birkaç kişinin oturduğu kapalı kapılar ardındaki masalarda değil; halkın iradesiyle, temiz bir ön seçimle belirleyebilmek için sesimizi yükseltmeliyiz.
Demokrasiye sahip çıkmanın yolu sadece şikayet etmek değil; bizzat işin içine girmektir. Mahallede olmak, örgütte çalışmak, gençlerin önünü açmak, liyakati her şeyin önünde tutmak, susmamak ve sonuna kadar mücadele etmektir. Çünkü biz siyaseti ne zaman boş bıraksak, o boşluğu her zaman kirli ilişkiler ve menfaat şebekeleri doldurur. Biz geri çekilirsek, kirli siyaset kazanır.
Bugün karanlık her yeri sarıyor gibi görünebilir. Kapılar kırılabilir, baskılar artabilir, bizi korkutmak isteyebilirler. Ama bu ülkenin tarihinde ve hafızasında değişmeyen bir gerçek var: Halkın iradesi karşısında hiçbir baraj tutunamaz.
Karanlık elbet gider, bu zorbalık tarihin çöplüğüne gömülür.
Günün sonunda kazanan yine halk olur.
CHP yine ayakta kalır.
Yorumlar
Kalan Karakter: