Fransa’nın güneyinde, Akdeniz kıyısında bulunan Cannes uzun yıllar boyunca sadece film festivali, turizm ve lüks yaşamla anılan bir şehir oldu. Ancak son yıllarda Cannes, yalnızca bir turizm markası değil, aynı zamanda güçlü bir yerel yönetim modeli olarak da konuşulmaya başladı. Bu dönüşümün arkasındaki en önemli isim ise Cannes Belediye Başkanı David Lisnard.
Lisnard’ın yönetim anlayışı, klasik belediyecilikten farklı olarak üç temel ilkeye dayanıyor:
mali disiplin, yerel yetkiyi güçlendirme ve vatandaş odaklı yönetim.
Bu üç başlık, bugün yalnızca Fransa’da değil, Avrupa’da da örnek gösterilen bir belediyecilik modelinin ortaya çıkmasını sağladı.
Yükselen Bir Başarı Grafiği
Lisnard’ın serüveni aslında her seçimde üzerine koyarak ilerleyen bir model. 2014 yılında koltuğa ilk kez %58,9 ile oturduğunda, pek çok kişi bunun bir başlangıç olduğunu biliyordu. 2020’de bu güven katlanarak %88,1 gibi ulaşılması güç bir zirveye çıktı. Dün akşam alınan %81’lik sonuç ise, 12 yıllık bir yönetim yorgunluğuna rağmen halkın desteğinin ne kadar diri ve canlı kaldığını gösterdi. Peki, Cannes halkı neden bu kadar mutlu?
Mali disiplin: Belediyecilikte popülizm değil sürdürülebilirlik
Cannes Belediyesi son yıllarda borcunu azaltan, bütçesini dengeleyen ve yatırımlarını planlı yapan belediyelerden biri olarak öne çıkıyor.
Lisnard’ın en çok vurguladığı konu şu:
Belediyeler seçim kazanmak için değil, şehirleri geleceğe hazırlamak için yönetilmelidir.
Bu yaklaşım özellikle Türkiye açısından önemli bir ders içeriyor.
Türkiye’de birçok belediye seçim dönemlerinde artan harcamalar, kontrolsüz projeler ve plansız yatırımlar nedeniyle uzun vadede mali sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Cannes modeli bize şunu gösteriyor:
Güçlü belediyecilik, güçlü bütçe yönetimiyle başlar.
Yerel yetkiyi savunan bir belediye başkanı
David Lisnard sadece Cannes Belediye Başkanı değil, aynı zamanda Fransa’da belediyelerin yetkilerini savunan en güçlü siyasi figürlerden biri.
Başkanı olduğu Fransa Belediye Başkanları Birliği aracılığıyla merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki aşırı kontrolüne karşı sık sık açıklamalar yapıyor.
Lisnard’ın savunduğu model şu:
-
Yerel yönetimler daha fazla yetkiye sahip olmalı
-
Merkezi idare denetlemeli ama yönetmemeli
-
Belediye başkanı hesap verebilir olmalı ama bağımsız karar alabilmeli
Cannes örneği gösteriyor ki:
Yerel yönetimi güçlendirmeden demokrasi güçlenmez.
Güvenlik, düzen ve yaşam kalitesi
Cannes bugün Fransa’nın en güvenli şehirlerinden biri olarak gösteriliyor.
Şehirde kamera sistemleri, yerel polis organizasyonu ve hızlı müdahale mekanizmaları güçlü şekilde kurulmuş durumda.
Lisnard’ın yaklaşımı net:
Özgürlük, güvenlik olmadan yaşayamaz.
Türkiye’de yerel yönetimler çoğu zaman güvenlik konusunda yetkisiz bırakılıyor.
Oysa modern şehir yönetiminde belediyeler yalnızca yol yapan kurumlar değil,
aynı zamanda yaşam kalitesini yöneten kurumlardır.
Cannes modeli burada da önemli bir ders veriyor:
Şehir yönetimi sadece altyapı değil, aynı zamanda kamu düzenidir.
Turizm şehri ama sadece turizmle yaşamıyor
Cannes denince akla ilk gelen şey;
Cannes Film Festivali
Ancak Lisnard döneminde şehir yalnızca festival turizmine bağlı kalmamaya başladı.
-
kongre turizmi geliştirildi
-
teknoloji ve inovasyon yatırımları desteklendi
-
yerel esnaf korunarak büyüme sağlandı
-
şehir ekonomisi çeşitlendirildi
Bu da Türkiye için önemli bir ders:
Bir şehir sadece turizmle, sadece sanayiyle veya sadece inşaatla büyüyemez.
Sürdürülebilir şehir, dengeli şehir demektir.
Liderlik fark yaratır
Bugün Cannes’ın başarısı sadece bir şehir hikayesi değil,
aynı zamanda bir liderlik hikayesi!
David Lisnard ideolojik sloganlarla değil,
yönetim kalitesiyle öne çıkan bir belediye başkanı profili çiziyor.
Popülizm yerine planlama, polemik yerine proje, merkeziyetçilik yerine yerel güç, kısa vadeli kazanç yerine uzun vadeli vizyon. Bu anlayış yerel yönetim tarihine geçecek gerçek bir model oluşturuyor.
Türkiye için çıkarılması gereken dersler neler derseniz
Türkiye’de belediyecilik artık yeni bir aşamaya geçmek zorunda.
Artık tartışmamız gereken şey:
-
kim kazandı değil
-
nasıl yönetiliyor
Cannes modeli bize şunu söylüyor:
Güçlü şehirler, güçlü ülkeler yaratır.
Güçlü belediyeler olmadan güçlü demokrasi olmaz.
Ve belki de en önemli ders şu:
Başarılı yerel yönetim, ideolojiyle değil, liyakatle kurulur.
Yorumlar
Kalan Karakter: