Fransa bugünlerde biraz hareketli. Paris’ten Rennes’e, Marsilya’dan Caen’e kadar birçok şehirde sokaklar, sosyal medyada hızla yayılan “Bloquons tout – Her şeyi bloke edelim” çağrısıyla çalkalanıyor. Yani halkın tepkisi, sosyal ağlardan gerçek hayata taşmış durumda.
Aslında mesele yeni değil. Öncelikle hükümetin bütçe planları halkın cebini zorluyor: vergiler artıyor, yaşam maliyeti yükseliyor, elektrik ve yakıt fiyatları cep yakıyor. Özellikle emekliler, düşük gelirli çalışanlar ve gençler durumdan ciddi şekilde şikayetçi.
Ama mesele sadece ekonomik değil. Fransız halkı yıllardır biriken adaletsizlik ve eşitsizliklere de öfkeli. İş güvencesi azaldı, sağlık ve eğitim hizmetlerinde aksamalar yaşanıyor, gençler geleceğe dair umutlarını kaybetmiş hissediyor. Tüm bu öfke sosyal medyada “Her Şeyi Bloke Edelim” hareketiyle görünür hale geldi. İnsanlar iş yerlerini, ulaşımı, alışverişi ve günlük hayatın akışını durdurarak seslerini duyurmaya çalışıyor.
Kısacası Fransa’da sokaklar, ekonomik zorluklar, adaletsizlik ve gelecek kaygısı birleşince biriken öfkenin dışa vurduğu yer haline gelmiş durumda.
Hükümetin bütçe planları, hayat pahalılığı ve yıllardır biriken öfke… Hepsi bir araya gelince insanlar “Yeter artık” diyor. Ama şunu da söylemek lazım: bu hareketin ne kadar kitlesel olacağı kimse tarafından kestirilemiyor. Bir yandan yüzlerce eylem noktası haritalarda paylaşılıyor, öte yandan Paris Emniyet Müdürü “Fransa felç olmaz” diye açıklama yapıyor.
Ulaşım en çok etkilenecek alanlardan biri. Sabah işe gitmek isteyenler için metroda, RER hatlarında ve trenlerde ciddi aksamalar var. Bazı hatlar tamamen iptal, bazılarında sefer sayısı yarı yarıya düşmüş durumda. “O zaman arabayla giderim” diyenler için de iş kolay değil: Paris çevre yollarında, Rennes ve Nantes gibi büyük şehirlerin girişlerinde barikatlar var. Hatta eski Sarı Yelekliler yine kavşaklarda ortaya çıkacak gibi görünüyor. Uçak yolculuğu da riskli; havalimanlarında gecikmeler bekleniyor.
Sadece ulaşım değil, günlük hayatın her alanı etkileniyor. Okullarda öğretmenler grevde, bazı kreş ve çocuk kulüpleri kapalı. Çöp toplayıcıları da bazı bölgelerde işi bırakıyor. Hastanelerde randevuların aksaması ihtimali var. Yani, evinde kalmayı planlayanlar bile bu hareketin dolaylı etkisini hissedecek.
Dikkatimi çeken bir detay var: hareketin çağrılarından biri “kartınızı cebinize koyun, nakit ödeyin.” Yani bankalara ve büyük sisteme karşı da bir tavır var. Bazı esnaflar bu fikri sahiplenip “nakit ödeyene indirim” yapmayı düşünüyor. Ama büyük süpermarketler kaygılı; çünkü sosyal medyada “alışveriş arabalarını doldurup kasada bırakın” gibi eylem önerileri dolaşıyor.
Bir Türk olarak buradan bakınca, bu sahneler bana 2013’teki Gezi günlerini, hatta zaman zaman Türkiye’de yaşanan işçi eylemlerini hatırlatıyor. Halkın birikmiş öfkesi, günlük hayatı kilitleyecek bir enerjiye dönüşüyor. Fakat burada fark şu: Fransa’da bu tarz spontane hareketler, sendikalardan bağımsız olarak da doğabiliyor. Yani örgütlü bir yapıya bağlı olmadan, doğrudan sokaktan yükselen bir ses…
Çarşamba günü Fransa’da sokaklar, okullar, ulaşım ağları ve belki marketler hiç de alışıldık şekilde işlemeyecek. Bu, hem bir belirsizlik, hem de halkın kendini ifade etme biçimi. Kısacası, Fransa bugün “sistemi durdurarak” sesini duyurmaya çalışıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: