Yıllarını Fransa’da geçirmiş, bu ülkenin sosyal ve siyasi kodlarını eğitim hayatından itibaren yakından incelemiş bir uluslararası ilişkiler uzmanı olarak, son dönemde Avrupa siyasetinde ezber bozan bir tabloya şahitlik ediyorum. Bu tablonun başrolünde, Cannes Belediye Başkanı David Lisnard var.
Siyaset biliminin teorik tartışmalarını bir kenara bırakıp sahadaki gerçeğe baktığımızda, Lisnard’ın ulusal siyasette gösterdiği refleks, sadece Fransa için değil, demokratik siyasetin tıkandığı her coğrafya için önemli bir "liderlik" dersi barındırıyor.
Parti Koridorlarından 2027 Adaylığına Uzanan Yol
David Lisnard, siyaset sahnesine Fransa’nın merkez sağındaki köklü yapılarından Les Républicains (LR) partisinden adım atmış bir isim. Uzun yıllar yerel yönetimlerde ve parti hiyerarşisinde ter döktü. Ancak zamanla parti içi statüko, aday belirleme süreçlerindeki daralmalar ve vizyon uyuşmazlıkları, onu tarihi bir karar almaya itti.
Bugün sadece dünyanın vitrini olan Cannes şehrini yöneten bir belediye başkanı değil; aynı zamanda Fransa Belediye Başkanları Birliği’nin (AMF) başında olan, sahada rüştünü ispatlamış bir siyasetçi. 2026 belediye seçimlerinde ilk turda oyların yüzde 81’ini alarak üçüncü kez seçilmesi, modern Avrupa siyasetinde eşine az rastlanır bir toplumsal mutabakatın göstergesi oldu.
Cannes Belediye Meclisi toplantılarına bizzat katılma fırsatı bulmuş biri olarak söyleyebilirim ki; Lisnard’ın yönetim tarzında salt bir teknokratlık değil, vizyoner bir sorumluluk bilinci ve halkla kurulan sahici bir iletişim var. Ancak onu bugün Fransa'nın ana gündem maddesi yapan şey, belediyecilikteki başarısından ziyade gösterdiği siyasi cesaret.
Lisnard, parti merkezinin çizdiği güvenli ve belirsiz sınırlarda kalmak yerine köprüleri attı. 31 Mart'ta televizyon ekranlarından 2027 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını resmen açıklaması ve Les Républicains partisinden koptuğunu ilan etmesi, bu sürecin zirve noktasıydı. Kendi kurduğu Nouvelle Énergie (Yeni Enerji) hareketiyle doğrudan halkın karşısına çıkmayı seçti.
Türkiye Siyasetine Düşen Gölgeler ve Çıkarımlar
Lisnard’ın sergilediği bu tavır, hazır bir koltuğa yerleşmek yerine, kendi siyasi iddiasını doğrudan halkın terazisine koyabilmektir. Şu yaklaşımı oldukça net:
"Eğer ülke için bir iddiam varsa, bunu yalnızca parti koridorlarında değil, meydanlarda, halkın önünde test ederim."
Bu çıkış, doğal olarak akıllara Türkiye’nin yakın siyasi geçmişinde yaşanan o hararetli 'Cumhurbaşkanlığı Aday' tartışmalarını getiriyor.
Demokrasilerde, parti mekanizmalarının dar hesapları ile toplumun taşıdığı enerji her zaman örtüşmeyebilir. İşte tam bu kırılma anlarında seçmen, sadece uzlaşan ve geri adım atanları değil; kendi yolunu açabilen, inisiyatif alan siyasetçileri görmek ister. Zira halkın gözünde liderlik, "sorumluluğu başkasına havale etmeme" cesaretidir.
Yakın tarihimizde, toplumda karşılığı çok yüksek olan bazı isimlerin daha bağımsız, daha kararlı ve risk alan bir duruş sergilemesini bekleyen milyonlarca seçmen vardı.
Eğer ülkemizde o siyasi cesaret zamanında gösterilebilseydi, süreçler çok farklı bir evreye taşınabilirdi. Seçmenin önüne çok daha doğal, çok daha rekabetçi bir yarış çıkabilirdi. En önemlisi, insanlar kendilerine dayatılan "tek seçenek" hissiyatına mahkum olmazdı.
Tarih Temkinlileri Değil, Cesurları Yazar
Demokrasilerde yaşanan en büyük travma, bir seçimin kaybedilmesi değildir; seçmenin, sandıktan çıkan sonuçta kendi iradesinin tam olarak yansımadığına inanmasıdır. Liderlik de tam olarak burada, sadece kazanırken değil, risk alırken kendini belli eder.
Bugün David Lisnard’ın Fransa’da yaptığı tam olarak budur: Parti içi konfor alanını reddedip, 2027 vizyonuyla doğrudan halkın karşısına çıkmak. Cannes’daki bu yerel başarının ve Nouvelle Énergie çıkışının Élysée Sarayı'na uzanıp uzanamayacağını elbette zaman gösterecek. Ancak ortada inkar edilemez bir gerçek var; bu adaylık kişisel bir hırstan ziyade, net bir liderlik duruşunun manifestosu niteliğini taşıyor.
Siyasette risk alabilme ve sorumluluğu tek başına sırtlanabilme iradesine saygı duymamak elde değil. Unutulmamalıdır ki; tarih çoğu zaman her adımını hesaplayan 'temkinlileri' değil, gerektiğinde kendi yolunu açmaktan korkmayanları yazar.
Yorumlar
Kalan Karakter: