10 Ocak 2026 tarihinde Ankara’daki kadın mitinginde kadınlar kaybedildi.
Evet, yanlış okumadınız.
Miting bitmedi; dağıldı.
Ve meydanı terk edenler erkekler değil, kadınlardı.
Ortak metin Kürtçe okunmaya başlandığında kadınların büyük bölümü alanı terk etti. Arapça okunduğunda meydan daha da boşaldı. Bu bir yorum değil, bir gözlemdir. Sahada yaşanan soğuk bir gerçektir.
Şimdi kimse bize “yanlış anladınız”, “iyi niyet vardı”, “kapsayıcılık” masalları anlatmasın.
Çünkü gerçek şudur:
Kadın hakları mitingi, kimlik sahnesine çevrildi.
Bu bir kadın mitingi değildi, bir kimlik vitriniydi
Kadınlar oraya öldürülmemek için gitti.
Şiddete uğramamak için gitti.
Yoksulluğa, güvencesizliğe, eşitsizliğe itiraz etmek için gitti.
Ama kürsüden verilen mesaj şuydu:
“Bu alan herkesin değil, bizim.”
Kadınlar bunu hissetti.
Ve hissettikleri anda çekip gittiler.
Bu ülkede kadınlar meydanları terk ediyorsa,
orada bir “kapsayıcılık” değil, dayatma vardır.
Kimlik siyaseti kadın mücadelesini boğdu
Kadın cinayeti kimlik sormaz.
Şiddet dil seçmez.
Yoksulluk etnik köken tanımaz.
Ama siz çıkıp Ankara’da, başkentte, ortak bir kadın metnini herkesin anlamadığı dillerde okursanız, kadın mücadelesini bilerek bölersiniz.
Bu cesur bir tercih değil.
Bu politik bir tercihtir.
Ve bedelini kadınlar ödemiştir.
Kadın mücadelesi ortak acıdan doğar, kimlikten değil
Kadın cinayetleri kimlik sormuyor.
Şiddet, yoksulluk, güvencesizlik dil ayırmıyor.
Türk kadını da öldürülüyor.
Kürt kadını da öldürülüyor.
Arap kadını da öldürülüyor.
Ama kadın mücadelesinin kamusal dili ortaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nde bu dil Türkçe’dir. Başkentte, kamusal nitelik taşıyan bir mitingde ortak metnin bu dilde okunması bir “dayatma” değil, birleştirici zemindir.
Bu zemin terk edildiği anda, kadınların ortaklığı da dağılır.
İyi niyet yetmez, sonuçlara bakılır
“İyi niyetle yapıldı” savunması artık geçerli değil.
Çünkü siyaset niyetle değil, sonuçla ölçülür.
Sonuç ortada:
Meydan boşaldı
Kadınlar kendini dışlanmış hissetti
Hak mücadelesi geri plana itildi
Kimlik tartışması öne geçti
Bu, kadınlara hiçbir şey kazandırmadı.
Uluslararası mesaj verilecekse yolu bellidir
“Uluslararası mesaj veriyoruz” diyenlere bir not:
Uluslararası kamuoyunun dili Kürtçe değildir.
Arapça da değildir.
Eğer amaç “uluslararası kamuoyuna seslenmek” ise bunun dili Kürtçe ya da Arapça değildir.
Uluslararası hukuk ve medya dili:
İngilizce ve Fransızcadır.
Kürtçe ve Arapça okunan metinlerin uluslararası alanda karşılığı sıfırdır.
Bu yüzden yapılan şey uluslararasılaşma değil, ideolojik poz kesmektir.
BM, CEDAW, Avrupa Konseyi Kürtçe açıklama okumaz.
Arapça metinle kadın cinayetleri dünya gündemine girmez.
Bu nedenle yapılan şey uluslararasılaşma değil, yerel bir kimlik gösterisidir.
Kapsayıcılık böyle olmaz
Gerçek kapsayıcılık, ortak metni herkesin anladığı dilde okumakla olur.
İsteyen çevirisini yapar, paylaşır, anlatır.
Ama ortak talep tek bir dilde yükselir.
Kadınlar meydanı terk etti, siz hala açıklama yapıyorsunuz
Bir kadın mitinginde en ağır alarm şudur:
Kadınların dağılması.
Bu, “rahatsız oldular” demek değildir.
Bu, “burası bana ait değil” demektir.
Bir kadın bunu söylediyse, o miting başarısızdır.
Ne pankart kurtarır,
ne slogan,
ne sosyal medya paylaşımı.
Ankara’daki bu miting:
Kadın haklarını büyütmedi,
Kadınları birleştirmedi,
Kadın mücadelesini ileri taşımadı.
Aksine:
Kadınları böldü,
Kimlik siyasetine teslim oldu,
Sessiz çoğunluğu alanın dışına itti.
Bu eleştiri düşmanlık değil;
mücadeleyi kurtarma çağrısıdır.
Kadınlar için yola çıkıldıysa,
kadınları dışarıda bırakan hiçbir yol doğru değildir.
Ve evet, üzülerek söylüyorum:
Bu miting kadınların mitingi değildi.
Kadınlar için yola çıkıp kadınları kaybeden bir hareket,
önce aynaya bakmalı.
Çünkü kadın mücadelesi kimlik vitrinine sığmaz.
Ve kadınlar, kendilerini yok sayan hiçbir alanda durmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: