Haydar KOÇAK/ Geçtiğimiz günlerde Boyoz Akademi Sanat Merkezi üretimi olan “Heykele Fısıldayan Kadın” oyununun provalarını izlemek için Buse Sevindik davet etti. Hem bir gazeteci , hem de eski bir tiyatro oyuncusu olarak sevgili Buse’ye daveti için teşekkür ediyorum.

Hem izlenimlerimi hem de oyunu izleyicilere yorumlamak için kısa kısa kısa anlatmaua çalışayım. Oyunu izlemeye başladığınız anda hissettiğim şey, sadece bir tiyatro oyunu değil, bir kadının yüzyıllar boyunca duyulması engellenmiş sesine açılan kapı olduğuydu.
‘Camille Claudel’, Rodin’in gölgesinde kalmış bir heykeltıraştan ibaret değildir; kendi çağını aşan ama çağının kurbanı olmuş bir dehadır.
Oyun tam da bunu sahneye getiriyor.

Buse Sevindik’in Camille’i: Taşa Can Veren Bir Yorum
Camille’i canlandıran Buse Sevindik, rolünü o kadar içten ve sahici taşıyor ki yalnızca izlemiyorsunuz; Camille’in zihninin kıvrımları arasında dolaşıyorsunuz.
Ellerindeki görünmez çamur neredeyse seyircinin avuçlarına bulaşıyor.
Sevindik’in performansı, bir oyuncudan çok, unutulmuş bir ruhu çağıran bir medyum gibi. Kırılgan ama dirençli, tutkulu ama yaralı…
Kısacası Camille’in karmaşasını olduğu gibi bize geçiriyor.

Sahnenin Dili: Bir Heykel Atölyesine Girer Gibi
şşöYönetmen Bülent Aydoslu, metni kurmaca bir sahne evrenine yerleştirirken belgesel tonuna hiç düşmeden, izleyiciyi hafifçe Camille’in dünyasına çekiyor.
Özellikle 3D heykel ve büst tasarımlarıyla kurulan atmosfer, Claudel’in atölyesinin soğuk, nemli, sessiz ama bir o kadar çığlıklarla dolu havasını taşıyor.
Dans koreografisi, ışık ve müzik kullanımı ise oyunun duyusal katmanını güçlendiriyor.
Sahne, yer yer bir hatıranın içine düşüyormuşsunuz hissini veriyor.

“Aşkı ve ihaneti taşa fısıldayan bir kadın…”
Metnin merkezinde Claudel’in yalnızca Rodin’le olan ilişkisi yok; onun kendiyle olan çekişmesi, toplumla kavgası, sanatın bedeli ve özgürlüğün yankısı da var.
Oyun, Camille’in ruh katmanlarını tek tek sıyırırken, bizi de kendi içimizdeki “yarım kalmışlıklarla” yüzleştiriyor.
Ve asıl önemli olan şu:
Camille’in sesini, artık taş değil; biz duyuyoruz.

Neden İzlemelisiniz?
Eğer sahnenin bir hikâyeyi yalnızca anlatmakla kalmayıp yaşattığına inanıyorsanız — ki ben inanıyorum — bu oyun kaçmaz.
• Çünkü bir sanatçının yok sayılmış dehasını görme fırsatı buluyorsunuz.• Çünkü kadın sanatçıların tarih boyunca yaşadığı yok edilme çabasını en çıplak hâliyle hissediyorsunuz.
• Çünkü Buse Sevindik, seyirci koltuğundan kalktığınızda bile aklınızdan çıkmayacak bir Camille bırakıyor.
• Ve çünkü bu ülkede cesur işler üreten bağımsız tiyatro ekiplerine destek olmak, bir kültür borcu artık.
Son Söz
Sahne ışıkları söndüğünde aklımda tek bir cümle kaldı:
“Her heykelin içinde bir haykırış vardır; yeter ki duymaya cesaret edelim.”
Ben duydum.
Siz de duyun isterim.
**“Heykele Fısıldayan Kadın”**ı tüm sanatseverlere içtenlikle tavsiye ederim.
Çünkü bazı hikâyeler, sahnede yalnızca izlenmez; kalbinize çentik atar.
Yorumlar
Kalan Karakter: