1945 yılında Rodosta doğan Kaymakçı, adanın tarihçesi, doğal güzelliği, ekonomisi, Osmanlı eserlerinin tanıtımı, İşgal altında yaşamanın zorluklarını ve demokrasi havarisi kesilen ülkelerin soydaşlarımıza yaşattığı acıları, 1950 ve sonrasının İzmiri, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri ve 15-16 Haziran İşçi Eylemleri, aydınlarımızın yaşadığı sıkıntılar, emperyalist ülkelerin, mankurtlaştırarak kendisine hizmet edecek kişileri devşirme faaliyetlerini, bu dönemlere ışık tutacak şekilde kitabında yer verir. Otobiyografi gibi gözükse de bu dönemi inceleyecek araştırmacılar için iyi bir kaynak niteliğindedir.
Mustafa Kaymakçının 68 kuşağının ödünsüz militanlarına, kimliğini korumak için anavatan Türk yurduna göç edenlere ve de daha yaşanılır bir dünyayı yaratan bilimci ve düşünürlere adadığı kitabı; Önsöz, Yarım Bırakılmış Bir vatan-Bir Zamanlar Türk Rodos, Rodostan İzmire Kalıcı Göç, Mustafa Kaymakçının Üniversite Yaşamında Demokrasi Mücadelesi, Ve Mustafa Kaymakçının Askerliği Başlıyor, Mustafa Kaymakçı Elif İle Evleniyor ve Asistan Oluyor, 12 Eylül Askeri Darbesi ve Sonrası, Mustafa Kaymakçının Bilimsel ve Sosyal Çalışmaları, Mustafa Kaymakçının Düşün Dünyası, Umudu Örgütlemek, Sonsöz Yerine, EKLER (Mustafa Kaymakçının Seçme Yazıları, Mustafa Kaymakçının Tarım Bilimi ve Mesleki Çalışmaları, Mustafa Kaymakçının Sivil Toplum Çalışmaları, Fotoğraflarla Anılar) bölümlerinden oluşuyor.
Sunuş yazısını Dağarcık Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Enis Musluoğlunun kaleme aldığı kitaba ilişkin, Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ç. Özcan Kokulu, Siyasetçi ve Yazar Kemal Anadol, Tarihçi Prof Dr. Salih Özbaran ve Prof. Dr. Tayfun Özkaya görüş sunmuş.
Kaymakçının, Yarım Bırakılmış Bir Vatan-Bir Zamanlar Türk Rodos bölümünde Rodos kimilerine göre tepelerinin eteklerinde açan ünlü gülleriyle Güllerin Adası kimilerine göre de Şövalyelerin Adası olarak anılır. Başlıca uluslararası simgeler ise Rodos Heykeli ve Geyik Heykelleridir. Rodos Heykeli ya da Colossus Antik Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilmiştir. Rodos Heykelinin öyküsü şöyledir: Rodosun ilk sakinleri olan Dorlar, Argostan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Heliosa taparlardı. Söylenceye göre; Heykeltraş Lindoslu Khalesin yaptığı Güneş Tanrısı Helios u simgeleyen heykel, 32 metre yüksekliğinde ve Tunçtan yapılmıştı. Rodos Heykelinin Rodos Limanına giriş yerinde inşa edildiği kabul edilir. Heykelin bacakları arasından gemilerin geçtiği, başının çevresinde ışınlar ve elinde de bir meşale olduğu belirtilir betimlendiği gibi Hafız Ahmet Kütüphanesi, Fethi Paşa Saat Kulesi, Lindos Şehri ve Kalesi, Kelebekler Vadisi, Murat Reis Külliyesi, Rodos Akropolisi, Rodos Süleymaniye Camii ve Rodos Süleymaniye Medresesi tanıtılmaktadır. Kitap, turist rehberlerine kaynak olabilecek niteliktedir.
1951 yılında Rodostan hareket eden gemiyle Marmaris, oradan da İzmire gelen aile bireylerinden Mustafa Kaymakçı, İzmirde Arap Fırını Sokağındaki evlerinde yaşamını
sürdürür. Ülkü İlkokulu, Karataş Ortaokulu, Atatürk Lisesi ve Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde eğitimini tamamlar.
Kaymakçının 1960lı yıllarda CHP Gençlik Kolları saflarında başlayan siyasi yaşamı, CHPde oluşmaya başlayan neoliberal yaklaşımların egemen olmaya başlaması nedeniyle Mehmet Ali Aybarın öncülük ettiği güler yüzlü sosyalizm düşüncesindeki TİPe yabancı kalmayacaktı.
Üniversite öğrenciliği döneminde; İzmir Çağdaş Demokrasi Derneği, Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatında yöneticilik yapan Kaymakçı, İzmirde yapılan 6. Filo Mitinglerinin düzenleyicileri arasındaydı.
Eylül 1969da üniversiteyi bitiren Kaymakçı, 1970-71 yıllarında yedek subay olarak yerine getirdiği askerlik görevini yaparken, çocuklarının annesi Elif Hanım ile tanışarak 1972 yılında evlenir.
1972 Şubat ayında hocası Ege Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Reşit Sönmezin istemiyle önce uzman mühendis, daha sonra akademisyen olarak atandı. Reşit Sönmez ile birlikte Kıvırcık koyunundan daha fazla süt ve kuzu verimine sahip olacak bilimsel çalışmaları yürüterek Tahirova tipi koyun melezleme çalışması gerçekleştirdiler. Yabancı tarım uzmanlarının 2 nedenle yararlı olamayacağını düşünen Kaymakçı, Birincisi; Türkiyeyi tanımıyorlardı. İkincisi ise; geldikleri ülkenin çıkarına göre rapor hazırlıyorlardı. der.
Her devlet, başka bir devletin politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Bu yönlendirmede kimi zamanlar yumuşak güç olarak adlandırılan ekonomi-politik ve sosyal politikalardaki gücünü kullanır. Yumuşak gücün araçlarından biri de yabancı ülkelerin öğrencilerine, akademisyenlerine, iş adamlarına, o ülkenin politik belirleyicilerine sağlanan değişik burslardır diye düşünen Kaymakçı, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yönetim Kurulunda Asistan Temsilcisi, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Tüm öğretim Üyesi Derneği, Ziraat Fakültesi Asistanları Derneği yönetim kurullarında görev aldı.
12 Eylül 1980 Askeri darbesi sonrası 1982 yılında görevden alınan Kaymakçı, açtığı davalar sonucu 1984te 3 aylığına göreve iade edilir, tekrar görevden uzaklaştırılarak 1986 yılı sonlarında üniversitedeki görevine başlar.
Görevden uzaklaştırılmadan önce doçentlik tezi veren Kaymakçı, girdiği bilim sınavında üniversite dışındadır. Tezinde yabancı terimlerin yerine kullandığı Türkçe karşılıkları nedeniyle eleştiren jüri başkanına; Hocam ben Türkçenin en az diğer yabancı diller kadar bilim diline uygun olduğu bilincindeyim. Üstelik, bilim terimlerinin en uygun bir şekilde Türkçe karşılığını bulabilecek kişiler o bilim dilinde çalışma yapan kişilerdir. diye yanıt verir.
Profesör olunca eşi Elifi yitiren, 15 yaşındaki kızı Aslı ve 10 yaşındaki oğlu Ozana hem analık hem de babalık yapan Kaymakçı, 1994 yılında Şenay Hanımla evlenir. 1995 yılında kızları Nisan Ege dünyaya gelir.
Profesör olduktan sonra 2003-2009 yılları arasında bilimsel çalışmalara hız veren Kaymakçı, çok sayıda kitap üretti, sempozyum ve kongreler düzenledi. Tarım bilimcinin sadece kürsüde ders veren ve kitap yazan değil, kırsala köylünün ayağına giden olması gerektiğine inanır.
Bilimsel çalışmalarını yürüttüğü süreçte demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyen, toplumun kurtuluşu olmadan bireyin kurtuluşu olmayacağına inanan Kaymakçı, İzmir Üniversiteleri Öğretim Elemanları Derneği (İZÜNİDER) Başkanlığını, Egeli Akademisyenler Platformu Sözcülüğü, Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu (ÇİFTÇİPLAT) Yürütme Kurulu Üyeliği, Mahmut Türkmenoğlu Kooperatifçilik Vakfı Başkanlığı, Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanlığı ve Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Bilim Kurulu üyeliği görevlerini yürüttü.
Kitabının 135. Sayfasında; Namık Kemal Lisesi Salonunda öğrencilere Tacettin Bayır, Muhittin Akbulut, Tuncer Beybağa ile birlikte konuşmacı olan Kaymakçı, Neden Yerli Malı Kullanmalıyız? konulu panele yer verir, benden Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi başkanı, öğretmen ve yazar olarak söz eder.
İzmir Ticaret Odası ile İZÜNİDERin gerçekleştirdiği panelde, Üniversite Sanayi İlişkilerinin neden istenilen düzeyde olmadığını İzmirin tarımsal sanayici temsilcisinin; Sanayi için yeni bilgilere gereksinme duyduğumuz zaman başvurmak zorunda kaldığımız kurumlar genellikle yurtdışı kurumlar oluyor. Çünkü yatırım için kimi parasal kaynak aktarımını onlarda alıyoruz. Bu konuda dayatmacı oluyorlar. Neoliberal küreselleş(tir)meci sistem bunu gerektiriyor. şeklinde açıklaması, mideden bağlı olanın beyinden de bağlı olacağı düşüncesini pekiştirir.
Kaymakçı, bilimin sınıfsal niteliği ve emek sermaye ilişkilerindeki yerini göz ardı etmemek gerektiğini, bilimin kime hizmet ettiğinin unutturulmak istendiğini, birbirlerine benzeşen sivil toplum örgütleri sayesinde düzenin daha eşitlikçi bir yapıya dönüştürülmesinin gündemden düşürüldüğünü, sivil toplum örgütlerinin düzenin değirmenine su taşır konuma getirildiğini belirtir.
Bilim ve namus ilkesiyle gidişata karşı çıkmanın olası olduğunu, bunun doğru siyasal iradenin oluşturulması ile yaşama geçirilebileceğini savunan Kaymakçı, çözüm önerilerini Birincisi; planlama, karma ekonomi kamu girişimciliği ve kamu işletmeciliği konularında köklü bir zihin değişikliğinin sağlanmasıdır. İkincisi, Türkiyede giderek büyük sermaye çevrelerinin güdümüne ya da etki alanına girmiş üniversitelerinin ve kimi düşünce kuruluşlarının özerkleştirilmesidir. Üçüncüsü ise, kamuoyu doğru yönlendirilecek, uluslar arası tekellerin güdümüyle hareket etmeyecek bir medya ağının kurulmasıdır. diye sıralar.
Umudu Örgütlemek bölümünde; içinde bulunduğumuz durumu, Emperyal kapitalizmle işbirliği içinde olan egemen sosyal sınıf ve katmanlar da varlıklarını sürdürmek için bu duruma boyun eğdiler. Siyasi iktidarlar ise kamucu politikalardan uzaklaştılar. Kamu malları haraç mezat özelleştirmeler ile satıldı, göreli de olsa devlet sosyal devlet uygulamalarından uzaklaştırıldı ve de kitleler sadaka ekonomisine razı edildi. Bu yapı, toplumsal değerleri, en temel ahlaki ilkeler, yüzyılların birikimi olan ve sahiplenilmesi gereken gelenekleri ve aile yapısını, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini, dürüstlüğü, vefayı, erdemi de zayıflattı olarak tanımlayan Kaymakçı, kendi yaşamında olduğu gibi hiç umutsuz olmaz. Çözümü örgütlenme olarak görür.
Kitabını çeşitli yayın organlarında yayımlanmış yazıları, mesleki çalışmaları, demokratik örgüt çalışmaları ve anılarından oluşan fotoğraflarla bitirir.
Pek çok konuda, özellikle tarım alanında bize rehberlik edecek kitabı, Yakın Kitabevinden edinmeniz mümkün
Osman Gazi Oktay
Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı

Yorumlar
Kalan Karakter: