Yerelin Sesi

YETER Kİ GÜN EKSİLMESİN PENCERENİZDEN…

YETER Kİ GÜN EKSİLMESİN PENCERENİZDEN…
Vahdi Sarıkaya
Vahdi Sarıkaya( vahdisarikaya@hotmail.com )
734 views
22 Kasım 2018 - 15:12

Yeter ki gün eksilmesin pencerenizden sevgili okur.

Öncelikle merhaba diyorum size,  uzun ara olmasa da yarım yüzyılı devirmiş durumdayım şu yaşanası ama yaşamakta zorluk çektiğimiz dünyamızda.

Yazan ile okuyan arasında ki tek taraflı ilişkinin interaktif bir hal alması ümidiyle elektronik mektup adresimi yeni olmayan ilk tanışma yazımın sonunda bulacaksınız.

Yazılarımda kendinizden bir şeyler bulmanızı diler, açabileceksem farklı bir pencere den de bakmanıza katkı sağlamak isterim.

Lastik tekerlekli kuvvetlerden başlayıp lastik tekerlekli hayatlara kadar uzayan uzun yolculuğun kısa bir hikayesidir bu.

Arada sıkışıp kalan “kayıp kentin tutsak hayalleri”ne biran saplanıp kalsa da.

Yağmur olanca şiddeti ile camlara vurup, süzülerek sardunyalara can olurken, şimşeklerin ardı ardına zifir karanlıkta yol açtığı bir geceydi.

“Evlat, sigaran var mı?” diye sorduğum anlamlı bir soruya anlamsız bir  bakışla “var komutanım” demişti kara yağız, ama bir o kadarda omzundaki tüfekle aynı boyda olan Mehmetçik.

Tam 26 yıl önce.

Gece soğuk mu, sıcak mıydı hatırlamıyorum.

Gün mü geceye gece mi gündüze gebeydi onu da hatırlamıyorum. Hatırladığım yarım paketten biraz azca Maltepe sigarası. Onu da ya ben içmesini bilmiyordum ya da içenlerin nasıl içtiğini.

Geceyle birlikte yağmur, yağmurla birlikte sigaram bitiyor. Yürek denilen organ beyin denilene baskın çıkıyordu.

Ve aklıma;

“ ne doğan güne hükmüm geçer,

ne halden anlayan bulunur,

ahh aklımdan ölümüm geçer,

sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül tanrısına der ki;

Pervam yok verdiğin elemden:

Her mihnet kabulüm,

Yeter ki gün eksilmesin penceremden”

Cahit Sıtkı geliyor, ardından Federico Garcia Lorca’nın ;

“Ay kocaman at kara,

Torbamda zeytin kara,

Bilirimde yolları,

Varamam Kordoba’ya.

Ova geçtim yol geçtim,

Ay kırmızı at kara

Ölüm gözler yolumu Kordoba surlarında,

Yola baktım yol uzun,

Canım atım yaman atım,

Etme eyleme ölüm varamadan Kordoba’ya”

Şiiri geliyor ve aslında bilinen yollara neden varılamayacağının bilinemeyişi karşısında anlamsızca güldüğümü hatırlıyorum.

Demek ki bazı anlamları kavrayabilmenin zaman içerisinde öğrenilebileceğini öğreniyordum.

2 nci kattaki daireme çıkarken, dışarısı kadar karanlık, dışarısı kadar yağmurlu ve dışarısı kadar bilinmez apartman boşluğundan sessiz adımlarla yürüyor, birisinin beni görmesinden korkuyordum.

Korkumun nedenini bilmeden.

Tütünün kokusunu parmaklarımda hissediyor ve beğenmiyordum. Tıpkı bu gün de beğenmediğim gibi.

Tütün kokuyordu saçları, süt kokan kızımla karışarak.

Ya da ben tütün, o süt kokuyordu.

Karanlık aydınlanıyor, sokaklar, evler ağaçlar yoksul insanların derme çatma barakaları ortaya çıkıyordu.

Avlusunda birbiri ile hiç uyumlu olmadan ipe serilmiş yağmur altında kalan çamaşırlar tek tek seçiliyordu.

Ve insanlar; yeni uyandıkları güne yeni maskelerini takarak hazırlanıyorlardı.

“…

Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri,

İki ayak üstüne,

Kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu,

Ve taşı yonttuğumuzdan beri,

Yıkanda yaratan da biziz,

Yıkanda yaratanda biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyayı…”

Diyordu Nazım Hikmet. Usulca fısıldayarak kulağıma. “yıkanda yaratanda da biziz”

Üç büyük ozandan sonra bir şiirimi paylaşarak bu yazımı sonlandırmak istiyorum sevgili okur.

Yaklaşan kışın yaşadığınız yaz dan daha iyi geçmesi dileğim ile.

Sevdanız bir kısrak gibi şaha kalkmış,

deli rüzgarlarla yarışıyorsa,

Bir mum alevi gibi aydınlatmışsa

zifir karanlığı,

Bırakın yalnızlığın aydınlığını.

Bırakın karanlık, karanlıklarında kalsın.

Yol ve yolculuklarınız yarım kalmışsa,

sırattan ince kılıçtan keskin köprülerde

Bırakın aksın gözyaşlarınız.

Yüreğinizde bir kuş sesi duyuyorsanız,

düşünün uzakları.

Tadı, tuzlu gelmişse bir yudum suyun,

Alın demiri vira bismillah diyerek.

Şayet ayaklarınız bir ormana çevirdiyse gözlerinizi

bakın ve görün yalnız kalmış  kır çiçeklerini.

Aklınıza takıldıysa şayet ölüm;

Burnunuzun direğini sızlatan,

acıların en derininden uyanmasını beklediğiniz

yavrularınızı düşünün…

Yalandı diyebileceğiniz gerçekler geliyorsa

Bir bir aklınıza.

Mumun kendi dibini aydınlatamadığını düşünün…

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.