Bu hafta hangi konuyu yazayım diye düşünürken oturduğum yerde uyuya kalmışım. Uyku sırasında gördüğüm rüyanın etkisi ile kan-ter içinde uyandım ve kesinlikle bunu okuyucularımla paylaşmalıyım dedim.
Frigya uygarlığında ulakların toplanıp sohbet ettiği bir handa buluyorum kendimi. Bir sürü ulak 5 kişinin oturduğu bir masanın etrafında toplanmış can kulağı ile anlatılanları dinliyor. Tabi ben de dururmuyum usulca yaklaşıp kalabalığın arasında kendime yer açıyor, en ön sıraya kadar ilerliyorum anlatılanları daha iyi duyabilmek için.
Birincisi başlıyor anlatmaya:
-“Babil ülkesinden daha dün geldim. Gördüklerime duyduklarıma inanamazsınız… Bilirsiniz Babil deyince akla ilk gelen 7 kat göğe yükselen asma bahçeleri, uçsuz bucaksız bereketli toprakları, besili hayvanları...
Ama şu anda bu güzelliklerin yerinde yeller esiyor.
Babil kralı aldığı vergiler ve koyduğu yasaklarla çiftçiyi küstürmüş. Ahali tarlasını ekmeye korkar olmuş. Her şey ateş pahası ve halk çok mutsuz. Açlıkla- hastalıkla boğuşuyor. Ve en trajik olanı da neydi biliyor musunuz: kral dış ülkelerden tonlarca saman satın almış ülkede hayvan kalmadığı için insanlar sırtlarında taşıyordu.”
İlkinin cümlesi biter bitmez ikincisi aldı sözü ve başladı konuşmaya:
-“Senin anlattıkların da bir şey mi; ben kimmerya dan geldim daha yeni.
Kimmerya erkekleri o kadar değişmiş ki kendilerini efendi, kadın ve çocukları köle olarak görmeye başlamışlar. Eşini öldürmek ahlak, kızını öldürmek töre, tecavüz ve şiddet normal gerekçeler olmuş.
Kendi koydukları yasaları ve kendi yorumladıkları dini de almışlar arkalarına kendilerinden olmayan herkese zulmü ve eziyeti reva görüyorlar.
Bu zulme, bu eziyete başkaldıran insanları, kadınları da gördüm. kimmerya dan kaçıp hemen yanı başında amazon ülkesini kurmuşlar. Gerçi azlar ama adalet ve özgürlük için ölümüne savaşıyorlar.”
Deyip başka bir cümle kuracakken 3. Ulak kesti sözünü ve başladı konuşmaya:
-“Hepiniz bilirsiniz fenike deniz ticareti ile ünlüdür ve en şaaşalı ülkelerden biridir. Ama Kral ve sülalesi tüm ülkenin malına mülküne el koymuş, tüm ticaret yollarını kendi tekeline almış. Halkına karşı astığım astık, kestiğim kestik bir tiranlığa dönüşmüş. Hukuk sadece kral ve avanesi için işliyor. Ve tüm bu olanlara rağmen halk her fırsatta kralın ve avanesinin peşinden ayrılmıyor. Koşulsuzca biat ediyor.”
Derken 4. Ulak atıldı ortaya.
-“Benim anlatacaklarımın yanında sizinki hafif kalır arkadaşlar.
Ben görev için Lidya daydım.
Lidyalılar parayı bulmuş.
(Lidyalılar parayı bulmuş cümlesi 4. Ulağın ağzından çıktığı an tüm hanı bir anda sessizlik kapladı. Meraklı bakışlarla iyice sokuldular masanın etrafına ulağın anlatacaklarını duymak için.) Ulak bu derin sessizliğin ardından kimsenin bilmediği bir şeyi kendisinin bildiğinin vermiş olduğu böbürlenmeyle devam etti konuşmasına:
Lidyalılar parayı bulmuş. Bizim bildiğimiz-bilmediğimiz ne varsa her şeye bu para ile bir değer biçmiş.
Lidya kralı ülkesine muazzam şeyler yapmış. Geniş geniş yollar, köprüler, hastaneler, gösterişli binalar…
Yapılan şeylerden insan gözünü alamıyor. Öyle muazzam.
Tabi bunları yapmanın da bir bedeli var. Bu bedeli bulmak için satmadık şey bırakmamış. Bu da yetmemiş; bırakın ahalinin attığı adıma, aldığı nefese bile vergi koymuş.
Ahali inim inim inler hale gelmiş. Hırsızlık,arsızlık, yolsuzluk almış başını gitmiş. Her köşede bir dilenci…
Aman diyorum Lidya ya giderken dikkat edin. Vicdanınız ile…”
Derken arkamdan kim olduğunu hatırlamadığım biri beni ileri doğru itti ve bende 5. Ulağın üstüne düştüm. Ulaktan özür dileyerek kendimi toparlamaya çalışırken ulağın gür sesi ile irkildim.
-“Sen de kimsin, burada ne işin var. Yakalayın bu bir casus…”
Ben meramımı anlatamadan yaka paça derdest edilip Hakimin huzuruna çıkartılmıştım bile.
Hakim adımı ve yaşadığım yeri sorup, kendimi savunmama fırsat dahi vermeden;
-“Bu ülkenin kanunu: karşıma çıkan her kim olursa olsun parası varsa özgürlüğünü satın alır ve yaşar; parası yoksa ölüm cezasına razı gelir. Seç birini…”
Dediği anda korku ile titredim ve o titreme ile de uyandım.
Rüyanın etkisini üzerimden atmayı başardıktan sonra da; “Çok şükür ki rüya imiş. Ve çok şükür ki ben öyle bir zamanda, öyle ülkelerin her hangi birinde yaşamamışım. ALLAH MİLLETİMİZE VE DEVLETİMİZE ZEVAL VERMESİN. İYİ Kİ BU ÜLKEDE, BU CENNET VATAN DA YAŞIYORUM.” Deyip; kalkıp yazımı kaleme aldım.
Sevgilerimle.
ANATOLİA'DA EKONOMİNİN KAREKÖKÜ
Yayınlanma :
23.05.2025 09:08
Güncelleme
: 23.05.2025 09:08
YAZARIN DİĞER YAZILARI