Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

Yanı Başımızdaki Tarihi Köy: Bademli

Yanı Başımızdaki Tarihi Köy: Bademli
Mehmet Gülümser
Mehmet Gülümser( mehmetgulumser@yerelinsesi.com )
5.221 views
19 Temmuz 2020 - 19:47

Yanı Başımızdaki Tarihi Köy: Bademli

Yazar: Mehmet GÜLÜMSER

Şimdilerde Dikili’nin mahallesi olan Bademli Köyü’nün en eski adı Ancanoz’dur. Osmanlı tebasından bir Rum köyüdür. Mübadele sonrası pek çok Selanikli buraya yerleştirilmiş; her bir aileye bir ev ve kişi başı 500 metrekarelik zeytinlikler verilmiş. Kime yeter ki? Eski göçmen aileler muhlis, çalışkan ve sebatkâr insanlar. Cumhuriyete bağlı ve Mustafa Kemal aşığı bir halk. Yokluk içinde ağlamadan, sızlamadan yıllarca bu topraklara sahip çıkmışlar. Gün gelmiş zeytinle uğraşmışlar, gün olmuş ta Dikili Kabakum Ovası’nda tütün ekmişler. Köyün ekecek arazisi de pek yok ama Allah’tan her taraf zeytin ağaçlarıyla kaplı. Köyün geçimi de doğal olarak ona bağlanmış.

Komşularımızdan Nafiz amca bu köyden idi. Köyde pek kazanç olmayınca askerlik sonrası Dikili’ye geçerek kasaplığa başlamış. İnce, narin ve kibar adamdı. Ben onunla komşu olduğumda emekli olmuştu. Emekliliğinde hergün tam saat 11:30’da evden çıkıp  kahvehaneye gider tam saat 17:00’de evinde olurdu. Eşi Behiye teyzenin anlattığına göre bu narin adam gençliğinde gün boyu çok yoğun çalışır, akşam üzeri kendini ödüllendirmek adına yandaki meyhanede demlenir, daha sonra da sokaklardaki kedi ve köpekleri besleyip eve öyle dönermiş. Köyde ve çevrede hâlâ adı sevgiyle anılır. Allah rahmetini ondan esirgemesin.

Pamuk Anne

Yine köyden Rukiye teyzemiz bugün 93 yaşında. Çok zeki ve zevkli bir kadın. Bütün dizilerdeki artistlerin adlarını bir çırpıda söyleyiveriyor. Zaman zaman onların  zeytinliğine gider otururduk. 6 yıl önce köye TRT ekibi gelir; sorar soruştururlar köyün en yaşlısı ve entellektüeli kimdir diye? Yanlarındaki mihmandar der ki, “Rukiye teyzemiz en özelimizdir, lütfen onunla ropartaj yapın”. Arayıp sormuşlar bizim bahçede olduğumuzu öğrenince oraya ekip halinde geldiler. O an biz de oradaydık. Pamuk anne röportaj öncesi beni yanına çağırıp ‘sen benim yanımda otur’ dedi. Kalktım, yanına oturdum. Sonrada kulağıma eğilip ‘Bunlar Atatürkçü mü? Değilse konuşmam’ dedi. ‘Rahat ol demokrat insanlar’ deyince röportajı yaptı. Aşka gelip bir de Rumeli türküsü söyledi. Bir kaç ay sonra TV’de kendisini dinleyince çok sevindi. Rumeli’nden göçüş duygusu ve Atatürk sevgisi onda hiç sönmedi. Saçları beyaz olduğundan çocuklar onu ‘Pamuk Anne’ diye anıyorlar. Şimdilerde biraz keyifsiz; sevgiyle iyileşmesini bekliyoruz.

Bademli köyüne gelmeden Yahşibey köyü var. Oraya İstanbul’dan gelen profesörler ev yaparak heyecan yaratmışlar. Onların etkisiyle köylü de köyü koruma altına almış. Bademli’ye daha girmeden yoz bir yeni bina ile karşılaşıyoruz. Bu yoz binayı 3-5 yıl önce yaptılar. Kim yaptı, nasıl yaptı bilemiyorum. Köprüyü geçince eski mahalle başlıyor. Biraz ilerleyince köy meydanına geliyoruz. Köyün atmosferine uygun renkli tahta masa ve sandalyelerin olduğu kahvehanelerde etrafı seyreden köy sakinleri ve koruk suyu içen gezginleri görmek mümkün. Bu tarihi köy size huzurlu, sakin bir atmosfer sunuyor. Tam 4 kahvehane karşılıklı olarak duruyor. Hepsinde ev yapımı tescilli ‘koruksuyu’ satılıyor. İki kebapçı ve bir ev yemeği yapan küçük bir lokanta. Zaman zaman onlardan en eskisine  uğrar, taş masada kuşbaşılı pide yerim.

‘Barbun’ mu ‘Tekir’ mi?

Eğer balık yiyecekseniz bir kaç kilometre ötede “Sunar’ın Yeri Restoran” var. Sunar abiyi 30 yıl önceden tanırım. Balıkçılığın Piri’dir. Bugün de şans yaver gitti ve onu restoranda buluverdim. Neydi o devasa trançalar diye lafa girince, ‘sorma hocam bu körfezde ne çok çıkardı, haftada 2 kez sarardım. Şimdilerde yok artık onlar’ diyor. Deniz kenarındaki mekânını şimdi oğulları işletiyor ama hafta sonları randevusuz gitmeyin. 30 yıl önceki mekanı, 100 metre ötede tek göz bir yerdi. Hep deniz balığı pişirilirdi.

Bir keyif Adamı Tahsin Amca

Bademli köyü halkı, geçimini 100 yıllardır zeytincilikle sağlıyor. Köye (mahalleye) gelince önce kahvelerden birinde bir kaç çay içip soluklanın; sonra dar ve şirin sokakları dolaşmaya başlayın. Her taraf sit alanı, tarihi eski evler… Üst üste konmuş bahçe duvar taşları bile çok eski. Halk, çevresini devir aldığı tarihi köyünü korumaya özen göstermiş. Yalnız günümüz yüzsüzü, yüzünü göstermiş ve az da olsa bir kaç kaçak ev yapmış. Hani bir toplantı yaparsınız da hiç kimsenin sevmediği biri gelip muhabbetinizi bozar ya, aynen öyle. Ama köyün çoğunluğu eskiye ait özgün atmosferini size zevkle yansıtıyor.

Ara sokaklarda dolaşırken çıkmaz sokaklara rastlarsınız. Her eski evin bir avlusu ya da bahçesi var. Az da olsa bir şeyler ekmişler. Kapı önlerinde oturan hanımlarla hoş sohbetler edebilirsiniz. Bahçesi olmayanlar, evlerinin önününü ya teneke saksıda çiçeklerle donatmış ya da resimler çizmiş. Gönüllerinin zenginliğini duvarları boyayarak yansıtmışlar. Evlerinin önünde rastladığım ana-kız kendi ev duvarlarını kuşlarla, çiçeklerle donatmış. Lise mezunu olan kızı ‘resim bölümüne gireceğim’ diye iddialı konuşuyor.

Bir başka sokağa daldığımda üç yol ağzında sandalyede oturan Tahsin amcayla tanıştım. Oradaki hava sirkülasyonu onun için klima vazifesi görüyor. Uzun boylu, esmer tenli bir amca. Selam verip tanışınca eskilere dalıp anlatmaya başladı: “Bu köyde doğdum. Hep burada yaşıyorum. Eskiden nohut, tütün ekerdim, zeytine giderdim, bana yeterdi. Bu köyde tam 5  tane yağhane vardı. Hepsi 2 vardiye çalışıp vatandaşın işini çabucak görmek isterlerdi. Şimdi halk, toplanan zeytini sattığı için 2 tane kaldı. Bak şu karşıki incir ağaçları benim. Meyveleri olgun olsaydı, sizlere incir  verirdim” dedi. Yurdum insanı, biraz sohbetten sonra gönlünü size açıveriyor. Bunu ben her yerde yaşıyorum. Biraz önce de avluda toplanan hanımlar da, selam verince bizi çay içmeye davet etmişlerdi. Çok yaşasınlar.

Köyün Belleği Ali İhsan Amca

Onunla köyün ortasındaki kahve de buluşup geçmişi konuştuk. Köyde doğmuş büyümüş; askerlik sonrası İzmir’e geçip yıllarca taksi şoförlüğü yapmış. Daha sonra da köyüne dönüp yaşamaya devam etmiş. Geçmişine bakıp şunları anlattı: “Eskiden bizim köyümüzde iki sinema vardı. Tüm aileler yazın Dikili Ovası’nda tütünle uğraşır, kışa doğru da zeytin yapardı. Bu çaba, insanların yaşam düzeyini yükseltmişti. Üst-baş alışverişlerimizi hep İzmir’de yapardık. İzmir’e gidişimiz yalnızca İstanbul’dan 3 günde bir Dikili’ye uğrayan gemiyle olurdu. Bir gün annemle evde çalışırken bir kapaklı sahan yere düştü, içinden tam altı bin lira kağıt para çıkmıştı. Banka olmadığı için ailesi parayı evde biriktirmiş.

Balladur Ailesi

Söz döndü, dolaştı Fransız Çiftliği’ne geldi. Dedi ki; “Ben levanten Balladur ailesini tanırım. Madam Lilly ile konuşmuşluğumuz var. Hatta bizim köyden Arnavut Ali onların çiftliğinde kahyalık bile yaptı.” Yıllar önce Balladur ailesi çok büyük ve zengin levanten ailelerindenmiş. Osmanlı ile araları çok sıcak tutmuşlar. Yıllarca Osmanlı’da imtiyazlı olarak yaşamışlar yine özel izinle Fransız vatandaşı olmuşlar.

Baba Balladur, 18’inci yüzyıl itibariyle gemiyle buradan  geçerken Bademli hayıtlı koyundan Denizköy’e kadar araziyi beğenmiş. İstanbul’dan izinleri koparmış, sonra da gelip satın almış. Tam 2 bin 500 dönüm. Buraya zeytin ağaçları dikimi için ilginç bir yöntem bulmuş. Gitmiş Arnavutluk’taki Osmanlı yönetimiyle anlaşmış… ‘Bana mahkumlarınızı verin, besleyeyim; onlar da bana zeytin çiftliği kurmama yardım etsinler’ demiş. İstek kabul görmüş. Binlerce mahkum burada çalışmış, ağaçlar büyüyünce de peyderbey herkesi serbest bırakmış. Baba Balladur ölümünden sonra çiflikle bir ara Lilly hanım ilgilenmiş. Devletle bu arazi yüzünden zaman zaman mahkemelik olmuşlar. 1968 yılında onun ölümüyle çocukları da ilgilenmeyince elden çıkarmışlar. Şimdi sanırım Vakıf zeytinliği olarak Vakıflar kurumunda.

Rahmi Koç Müzesi ve Tarihi Yağhane

Sonra da köyün içindeki büyük zeytin fabrikası (yağhane) içi de şunları anlattı: Yağhanenin mübadele öncesi son sahibi olan Yannis Haralambos çok zeki ve vizyon sahibi bir adammış. Ta Avrupa’dan yağhanenin değirmen taşını ve diğer aksamını geminin ambarına yükletmiş. Yağ deposu da çok büyük olduğu için geminin arkasında yüzen kızaklar üzerinde çekerek getirtmiş. Mübadele öncesi Midilli’ye sığınmış. Orada da aynı fabrikayı kurmuş. Daha sonraları 1953 yılında Ali İhsan abiyi oraya davet etmiş. 3 gün boyunca yemişler, içmişler, gezmişler. Türk mezarlığı yanından geçerken İhsan amca dua okumak ister ama araya bir laf girer… Haydaa, bir kavgaya tutuşmazlar mı? Neyse biraz zor olsa da ortalık yatıştıktan sonra sulh yapmışlar. Şimdi bunu gülerek anlatıyor.

Konuyu değiştirip ‘yağhanenin baskı taşı yok’ dedim. ‘Bu yağhanenin tarihi çok eski. Ben diyeyim 150, siz deyin 200 yıllık. Cumhuriyet dönemindeki sahibi Serez’den göç ederek gelmiş olan Araser ailesi. Büyükbaba Haydar Araser geldiği yer olan Serez’de de yağ işi yaparmış. Bu tarihi yağhaneyi satın alınca 1928 yılında Avrupa’dan modern bir press makinesi ve diğer aksamını getirtmiş; yıllarca bölgeye hizmet sunmuş. 1992 yılına kadar kullanılan bu modern makina şimdi İstanbul Rahmi Koç Müzesi’nde sergileniyor’ dedi. Sanırım oğul Nadir bey, Rahmi beyle olan dostluğuna binaen bu yağhanenin tüm aksamını Rahmi Koç Müzesi’ne bağışlamış.

Araser ailesi organik zeytinyağı üretimine kendi soyadlarıyla bugün de devam ediyor. Organik zeytin yağı üretimde çok seçkin ve ünlüler. Hakikaten ben de yıllar önce İstanbul’daki müzeyi gezdiğimde o yağhaneyi görmüştüm. Makinaların orijinal fotoğraflarını hassasiyet gösterip bana gönderen İstanbul Rahmi Koç Müzesi yönetimine teşekkür ederim.

Köyün Adı

Kaynağı bulmuşken ‘Ali İhsan amca, köyün adı nereden geliyor’ dedim. ‘Ah be cancağızım, eskiden ilaç mı vardı’ diye söze başladı ve şöyle devam etti: ‘Zeytin ağaçlarını sinekten korumak için her 4 ağacın arasına bir badem ağacı ve incir ağacı dikerdik. Onun salgıladığı bir sıvı, sinekleri tutar öldürürdü. Zeytinliklerde binlerce badem ağacı olunca köyün adı Cumhuriyet döneminde Bademli diye adlandırılmış. İlaçlar çıkınca da o badem ağaçlarını kesip yerine zeytin ağacı dikmişler.’ Sohbet sonunda biz teşekkürümüzü ondan esirgemedik, o da bastonunu aldı ‘hadi eyvallah’ deyip evinin yolunu tuttu.

Köyde Kuaför

Bana en ilginç gelen şey ise köyde bayan kuaförünün olmasıydı. O kadar yer gezdim, hiçbir köyde bayan kuaförü görmedim. Gören, duyan varsa bana bildirsin ama burada yıllardır var. Bu da halkın dünya görüşünü yansıtıyor. Köyün kendi genç nesli, köy içinde mini etekle de mini şortla da dolaşır kimse kimseye laf etmez. Tatile gelen yabancılar da çok rahatça canları istediği gibi dolaşırlar. Köyde her bütçeye uygun pansiyon ve oteller var. Akşamları otellerde ve kumsaldaki kamplarda kalanlar köyün sakin atmosferinde bir şeyler atıştırmaya gelirler. Siz de öyle yapın.

Kumsallarıyla ünlü Bademli sahili cumartesi ve Pazar günleri dolup taşar. Köyün, ‘Maldivler’i aratmayan çok nezih beach kulüpleri, koyları ve plajları var. Hele Fame Beach adlı kumsal var ki muhteşem üstü muhteşem. Deniz rengi turkuaz, yüzerken balıkları görüyorsunuz, kum bembeyaz. Çok kalabalık olduğu için hafta sonu uğramayın derim.

İstanbullu varlıklı aileler büyük zeytinlikleri alarak içine kurallara uyarak villa konduruyorlar. Eskiden iç limana, Ege Denizi’nde gezen her milletten yelkenli tekneler pek çok uğrardı. Onlar da şu birkaç yıldır ayağını kesti. Yöredeki bir kaç büyük termal tesis, yerli turizme hizmet veriyor.

Başarılı Eğitim

Mahallede başarılı bir ilk ve orta eğitim veren okul var. Ne enteresandır ki, başka yerlerde aileler köyden kente çocuklar daha iyi eğitim alsın diye yollarlar, burada ise tersi oluyor. Dikili‘deki pek çok aile, çocuğunu bu köyün ilk ve orta okuluna yolluyor. Eğitim kadrosu ve öğrencilerinin çeşitli yarışmalarda başarılar elde ettikleri de öğünerek anlatılıyor.

Büyükşehir belediyesi doğru bir şey yapmış; önce Dikili’ye giden yolu asfaltlamış, sonra da su ve kanalizasyonunu tamamlamış. Ara sokakları da kaldırım taşıyla kaplayınca sorun kalmayacak. Vatandaşın ümidi ise turizm ve zeytincilikte. Yıllardan beri deniz kenarı çadır kampların kurulduğu köyde yaz akşamları oturup yemeğini yemek; çay içip sohbet etmek, gelip geçeni seyir etmek hoş bir şey. Uygun fiyatlı kamp yerleri ve pansiyonlar sizlere hizmet sunuyor. Dikili’den kalkan gezi tekneleri bu yöreye geliyor. Bu muhteşem  koylarında misafirlerine vakit vererek onların yüzmesini sağlıyor. Muhteşem koyları ve kumsallarıyla günlük huzurlu tatilin adresi Bademli derim.

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.