Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

Urla’da Müze Gibi Sanat Merkezi

Urla’da Müze Gibi Sanat Merkezi
Mehmet Gülümser
Mehmet Gülümser( mehmetgulumser@yerelinsesi.com )
1.378 views
19 Aralık 2020 - 12:30

Yazar: Mehmet Gülümser

Urla’da Müze Gibi Sanat Merkezi

Urla sık sık uğradığım bir ilçe. Hem Malgaca çarşısıyla hem de sanat sokağıyla bir cazibe merkezi. Rahmetli babamın İskele mezarlığında yatması beni oraya daha çok bağlıyor. Her onbeş günde bir İskele mezarlığındaki kabrini ziyaret eder, duamı ederim; ama orada bir de Arkas Holding’in dünya standartlarında yaptırdığı bir sanat merkezi var ki, uğramadan geçemezsiniz. Sanat merkezi değilde sanki müze olmuş .

İzmir’e gelen misafirlerinizi zevkle gezdireceğiniz bir mekan. Konum olarak Urla Kekliktepe mevkiinde. Eğer İzmir’den otobanla geliyorsanız, hemen Urla gişelerinden 200 metre ileriden önce sağa sonra sola saparsanız, o yol sizi dosdoğru Sefaköy arkasındaki o muhteşem Sanat merkezine götürür.

Sanat merkezinin hem konum seçiminde, hem de inşasında ayrı bir incelik var. Devasa yapı, büyük bir arazinin içinde saklanmış gibi duruyor. Binanın arka tarafında çeşitli heykellerle süslenmiş büyükçe bir bahçe var. Orada üç güzeller heykeli muhteşem bir şekilde duruyor. Şöyle birkaç dakika onlara bakıp, mitolojiye onlarla birlikte dalıp gitmek istiyorsunuz.


Arkas Sanat merkezi, şu an haftada iki gün ziyarete açık. Önceden telefonla randevu alınarak ziyarete açık tutulmuş, bana göre de doğru bir yaklaşım. Bu kararın doğruluğunu bir ruhi sessizlik içinde salonları bizzat gezerken siz de teyit edeceksiniz.

Sanat merkezine vardığınızda, önce dış kapı görevlileri sizi nazikçe karşılıyor, ziyaret saatinizi soruyor sonra da binanın ana giriş kapısına yönlendiriyor. Sizi iç kısımda bir hanım görevli güleryüzle bekliyor. Burada zamanı durdurup size bir öneride bulunacağım. Madem ki sanat merkezini ziyaret ediyoruz öyleyse onun en ince ayrıntılarını da kaçırmayalım. Bundan dolayı gelin siz içeriye adımınızı atmadan önce, yan duvarlardaki iki ayrı rölyefe dikkatlice bakalım.

Persefone ve Fedra Rölyefleri

Sol taraftaki Rölyefte, yeraltı tanrısı Hades’in, Tanrılar tanrısı Zeus’un Demeter’den olma güzel kızı Persefone’yi yeraltına kaçırış sahnesi sunulmaktadır. Hikayeseni kısaca anlatayım.

Persefone genç ve güzel kızdır. Arkadaşlarıyla nergiz toplamaya çıktığında yeraltı tanrısı Hades onu görüp yeraltı dünyasına kaçırır. Sarayında ağırlarken ona meyvelerden nar da sunar. İnanışa göre yeraltı dünyasında bir meyve yenirse dünyaya geri dönüş imkansızlaşır. Hades böyle bir güzelliği kaçırdığı için mutludur. Ya anne Demeter ne durumdadır? Her tarafta kızını arayan, üzüntüden yemeden içmeden kesilen Demeter çok kederlidir. Eleusus’a gider tapınağına yerleşir, kızından gelecek bir müjdeli haberi beklemeye koyulur. Bereket tanrıçası Demeter’in üzüntüsü nedeniyle herşeyden elini çekmesi, bitki dünyasını da mahveder. Ağaçlar çiçek açmaz, tarlalar başak vermez ve dünyada hiç bir ürün yetişmez. İnsanlık kıtlıkla karşı karşıyadır. Sonunda baba Zeus devreye girmek zorunda kalır. Sorup soruşturur ve en sonunda Persefone’yi Hades’in kaçırdığını öğrenir. Zor da olsa onunla bir anlaşmaya varır. Anlaşmaya göre, Persefone 9 ay dünya da, 3 ay da yeraltında kalacaktır. Bu durum mevsimlerin değişimine sebep olacaktır. Kızı gelince mutluluktan yüzünde gülücükler açan anne Demeter, tabiatla ilgilenmeye başlar ve baharın gelmesini, meyvelerin sebzelerin, bitkilerin yetişmesini sağlar ve hayat normale döner; ancak yaz bitip de kızının yeraltına gitmesiyle yaşadığı üzüntü, kışın gelmesine sebep olur.
Mitolojiye ilginiz varsa, anne Demeter’in ve Persefone’nin çok çeşitli hikâyelerini internette de okuyabilirsiniz.

Peki sağ yandaki duvardaki rölyefte ne anlatılmakta?

İşte orada hikaye biraz karışık. Hemen üzülmeyin, bu karışık sorunu size çözüp anlatacağım; ancak hikayenin bir çok versiyonu bulunduğunu da belirteyim. Ben onlardan sadece birini sizlere sunacağım.
Bu hikayeyi ilk işleyen antik dünyanın ünlü yazarı Europides’tir. Hippolytos adlı tragedyasında baş kadın karekter ( Fedra) Pheadradır. Genç ve güzel bir kadın olan Fedra, Atina kralı Theseus’la evlidir; ancak Thesueus’un bir önceki karısı Antiope’den olma yakışıklı bir oğlu vardır. Adı Hippolytos. Evliliği önceleri iyi giden Fedra, daha sonraları bu genç delikanlıya ilgi duymaya başlar; fakat genç, bu aşkı görmezden gelir ve bu ilgiyi karşılıksız bırakır. Bu reddedilme üzerine küplere binen Fedra, öç alma adına bu delikanlı, bana tecavüze yeltendi diye iftirada bulunur. Bu duruma üzülen ve babasının hiddetinden çok korkan Hippolytos, sarayı terk eder ve çok uzaklara gitmeye karar verir; ancak kader bu ya yolda kaza geçirip, kayalıklardan aşağı düşerek ölür. Kara haber tez duyulur ve Fedra’ya kadar gelir. Yaptığı iftira nedeniyle, bir gencin ölümüne sebep olan Fedra, üzüntüsünden yataklara düşer, karalar bağlar. Bir müddet sonra delikanlıya iftira ettiğini söyler ve sonra da kılıçla intihar eder. Tragedya böyle bir acıyla sonlanır.

Bu hikaye, o devirde o kadar çok popüler olmuş ki, düşünür, yazar Seneca tarafından 1.yy. da tekrar yazılır ve M.S.2 yüzyılda yöre halkı tarafından bir lahite işlenir. Trablusgarp’ta arkeolojik kazılarda bulunan bu lahit, İstanbul’a getirilerek ülkemizin en eski ve muhteşem müzesi İstanbul Arkeoloji Müzesinin alt salonunda sergilenmektedir.

Giriş katı

Sanat merkezine girişte size önerilen head set ( kulaklık ) almanızı öneririm. Çünkü değerli eserlerin öz geçmişlerini öğrenince ilginiz daha da artıyor.
İlk salondaki duvarlarda 20 yy. Avrupalı ressamların çok çeşitli resimleri sergilenmektedir.
Bu sanatçılar arasında; Moise KISLİNG, Henri LEBASQUE, Lois VALLANT ve Kees van DONGEN bulunmaktadır.
Ancak bu resimler arasında gel beni yakından izle diyen özel bir tablo var.
O tablonun adı Mücevherli Kadın.
Ressam Dongen’in 1920 tarihli bir eseri. Tablodaki kadın kimliği belirsiz bir model ama sakin haliyle, giydiği pahalı kıyafetiyle ve taşıdığı pahalı mücevherleriyle size cazibeli bir görüntü veriyor. Ressam, kadını öyle gizemli bir şekilde sunmuş ki, o salondaki diğer eserleri bırak, gel bana bak dedirtiyor. Sanırım yeşil tonlama, modelde cazibeyi daha da artırıyor. Aslında diğer tabloların hepsi başlı başına değerli nadide resimler; ama bu tablonun bana verdiği his bu.
Ressam Kees van Dongen’in hayat hikayesini okuyunca Paris’in sanat, kabare ve dansçıların egzotik dünyasından etkilendiğini görüyoruz. Ünlü dansçılarla ve kentin zengin tabakasıyla içli dışlı olması, onun pek çok kadın portresi yapmasına sebep olmuş.

Aslında bu tablo için çok ilginç bir hikaye anlatılıyor. Sizlerle bunu kısaca paylaşayım.
Bu resimdeki kadın evlidir; yalnız kocasının bir sevgilisi vardır ve sevgilisini yılbaşı yemeğine evine davet edecektir. Ayrıca eşine de biz eve gelince, sen lütfen evi terk et der. Hikaye bu ya her şeye rağmen kadın kocasını çok sevmekte ve ondan ayrılmak istememektedir. Ve kocasını tekrar elde etmek isteyen bu akıllı kadın, şöyle bir çözüm bulur. Önce ünlü bir mücevherciye gider ve ona kendisi için çok muhteşem bir mücevher takımı yapmasını ister. Mücevherler tamamlanınca, güzelce bir süslenip, takıp takıştırdıktan sonra Ressam Dongen’in önüne model olarak oturur. Ona, bana öyle bir resim yap ki benden çok mücevherlerim gözüksün der. Bir müddet sonra tablo tamamlanınca, eşiyle sevgilisinin yılbaşı akşam yemeğini yiyecekleri masanın tam karşısına bu tabloyu güzelce asar. Adam ve sevgilisi akşam üzeri şen şakrak bir şekilde evin içine girer ve ikili salona keyifli bir şekilde geçerler. O da ne ? İçeri neşeli bir şekilde giren kadın, duvarda pahalı mücevherlerle bezenmiş, adamın karısının resmini görünce suratı asılır. Adeta çılgına döner ve bağırmaya başlar. Hani sen bana karımı hiç sevmiyorum diyordun, bak karına hem pahalı mücevherler almış, hem de üstüne üstlük bir de tablo yaptırmışsın der. Adam yok ben almadım, yaptırmadım dese de kadın kavgaya devam eder. Yan odada eşyasını toplayıp evden ayrılmaya hazırlanan evin hanımı, kavgayı zevkle dinlemektedir. Tam evi terk edecekken adamın sevgilisi ondan önce kapıyı adamın suratına vurup bir hışımla evden çıkar.
Deniyor ki bu olayla birlikte; Evin hanımı, eşine tekrar kavuşmuş, ressam Kees van Dongen popüler olmuş, tablo çok ünlenmiş ve de aile mutlu günlerine geri dönmüş.
Ve biz ise yıllar sonra bu tabloyu hikayesiyle birlikte, İzmir’de Urla Arkas Sanat Merkezi’nde zevkle seyrediyoruz.

Uşak halıları

Salon duvarlarında ki resimlerin arasında sanki ipek halısıymış gibi mihraplı bir yün Uşak halısı da sunulmuş. Müthiş bir dokumayla gerçekleşmiş. Hakikaten nadide bir parça. Böyle bir eser herkese nasip olmaz. Bu güzel halıyı kolleksiyonuna kattığı için sayın Arkas’ı kutlamak gerekir. Yukarı salona çıkarken bir tane daha Uşak taban halısı göreceksiniz,o da harika bir parça.
Size bir dipnot geçeyim. Bizde Uşak halıların kıymeti, değeri pek bilinmez; ancak halıcılık camiasınca bilinir ve toplanır. Oysaki, Uşak halıları, 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın her yerinde çok meşhurdur. Ressam Holbein ve Lotto’nun tablolarında, Uşak halılarının konu edilmesiyle, Avrupa’da Lotto ve Holbein halıları olarak anılır. Dünyada Berlin’de, Floransa’da Londra’da Amerika’daki her ünlü müzede bir antik Uşak halısına rastlanır. Benim zevkim ise, yün üzeri yün, mihraplı ve madalyonlu Uşak halılarıdır.

Aguste Rodin ve The Kiss Heykeli 

Auguste Rodin’in bronz heykelleri de unutulmayıp, onlar da salonun orta kısımlarına serpiştirilmiş. Görülmeye değer ilginç yapıtlar.
Aguste Rodin, ben yalnızca, mermer kütlesindeki fazlalıkları atarım diyen ünlü bir Fransız heykeltraştır. ( 1840-1917 ) Ne kadar acıdır ki Paris Güzel Sanatlar Akademisi Heykel sınavlarını üç kez kazanamaz. Azmi ve tutkuları onu Floransa ya Michelangelo’yu incelemek için gitmeye zorlar. Orada antik dünyanın eserlerini ve Michelangelo’yu daha bir yakından izler. Bu ziyaret sonrası ” Michelangelo’dan sonra ufkum değişti” der. İşte bu Dante ve Michelangelo sevdası, onu daha da başarılı bir yolda yürümesini sağlar. Yapımı uzun yıllar sürse de, Dante’nin “İlahi Komedya”sından etkilenerek, Cehennem Kapıları adlı eserini yaratır.

Düşünen Adam heykelinde de Dante’nin etkisini kuvetlice görüyoruz. Uzun süren bu çalışmalar onu, modern heykeltraşcılığın kurucusu diye anılmasını sağlar.
Bizde bilinen Öpüşme (the Kiss) adlı heykelin hikayesi ise; 13.yy daki gizli bir aşkın felsefesinin mermerde yansımasıdır. Yani saf ve masum istekle yanıp tutuşan iki bedenin buluşma tasviridir.


Önemli eserlerinden bir kaçının adları şunlardır.
Cehennem kapısı, Victor Hugo, Öpüşme, Yürüyen Adam, Balzac Anıtı, İlkbahar ve Düşünen Adam.

Bizim ülkemizde ise Düşünen Adam heykelinin replikasını, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçesinde görüyoruz.
İşin ilginç yanı, yapımı 1951 yılında biten o heykelin, bu hastanede yatan iki heykeltraş hasta tarafından yapılmış olmasıdır. Onların adları Kemal Künmat ve Mehmet Pişdar’dır.
Rodin’i daha yakından tanımak için genç sevgilisi heykeltraş Camille Claudel’i ve yaşadıklarını unutmamak gerekir. Beraber yıllarca aynı atölyede çalışmışlar. Ailesini terk edecek kadar sanat düşkünü olan Camille, o devirde kadınların heykeltraşlık yapması yasak olmasına rağmen bu işe devam etmiş ve etkili eserler ortaya koymuştur. Bazılarına göre Camille, Rodin’e yön veren sanatçıdır. Çalkantılı yaşamı onu kötü bir sona götürür. Üzüntü verici olsa da Camille’ nin hayatını okumak gerekir derim.

Üst kata çıkınca, orta avluda savaş zırhları, altın yaldızlı savaş miğferleri sergileniyor. Çocukluğumuzda sadece savaş filmlerinde gördüğümüz zırhların, burada karşımıza çıkması çok hoş bir olguydu.
Lucien Arkas beyin, bu zırhlar kolleksiyonu için bir ayrıntıyı dillendirmek istiyorum.
Sayın Lucien Arkas, bir gün Mastricht’te ünlü bir antikacıda bir zırh beğeniyor; ancak çok pahalı olduğu için alamıyor. Daha sonraları antikacıyla ilerleyen samimiyeti onun 16. yy.a ait zırhları toplamasına da sebep oluyor. Bana göre, iyi de olmuş. Şimdi gördüğümüz gibi değerli bir özel kolleksiyona sahipler …

Goblen Halılar ve Hikayeleri

Yıllarca halı dünyasının içinde olmam nedeniyle, duvarda asılı duran goblen halılara daha dikkatlice baktım. Her biri çok ince bir işçilikle dokunmuş. 16-17 yy. da Avrupa’da bu tür halıcılık revaçtaymış. Soylular, zenginler ve zevk sahibi aileler, evlerini, saraylarını goblen halılarla donatıyorlarmış. Bu halılarda pek çok ünlü kişinin hayat hikayeleri işlenmiş. Öyle ki o devirde her ünlü kişiyi veya hikayeyi anlatan seri halde duvar halıları üretilmiş. Arkas ailesi de Roma İmparatoru Sezar’la ilgili seri halıları kolleksiyonuna katmış. Çok da hoş olmuş, Sanat Merkezinin duvarlarına renk ve heyacan vermiş.


Bu halıların hepsinde önemli bir günün hikayesi anlatılmış. Örneğin :
1. Halıda, Marcus Antonius’un kraliyet tacını Sezar’a sunumu
2. Halıda, Sezar’ın ve Kleopatra’nın tahta çıkışı
3. Halıda, bir Roma komutanı olan ve Sezar’ın ölümünden sonra Kleopatra’yla işbirliği yapıp 7 yıl şaşalı bir yaşam süren Marcus Antonius’un Galibiyet Togasının kabulü sunulmuş
4. Halıda, Marcus deniz savaşında Oktavius’a karşı kaybetmiştir. Kleopetra da teknenin içindedir, işte o an Marcus’la birlikte sunulmuştur.
5. Halıda, Pharneces’in (Farnekes) teslim oluşu anlatılmış. İsyan bayrağını açan Pontus kralı Farnakes. m.ö.48 de Sezar’a yenilmiştir.
Ve Sezarın veni vidi vici diye seslendiği savaştır.( geldim gördüm yendim )
6. Halıda, Sezar’ın önünde eğilen Kleopatra bulunmaktadır.
7. Halıda, Tanrılar meclisi adlı hikaye sunulmuştur.
Goblen işleme halılar ayrı bir teknikle dokunur. Kullanılan malzeme ipek ve yündür. Sert ve kırılgan olduğu için yerde değil genellikle duvarlarda kullanılmıştır.

İmparator Büstleri

Üst salondan dışarı çıkınca ege bölgesinin en ünlü üç antik eseri olan Bergama sunağının, Efes Artemis ve Didim Apollon tapınaklarının maketleri bulunuyor.

Bu eserlerin etrafında, sıra sıra Roma imparatorlarının büstleri de sergilenmektedir. Bunlar; Augustos, Domitian, Trayan, Hadrian, Caligula, Claudius, Vespasianus, Marcus Aurelius, Septim Severus ve Caracallas gibi.

Gezmekten zevk aldığım bu sanat merkezinin tüm dünyada kabul görmesi bize artılar getirecektir. Bu kabulle Avrupa müzelerindeki eserler, bu seçkin yere gönül rahatlığıyla gönderilecek ve sergilenecektir. Bu ise İzmir’li sanat severleri sevindirecektir.
Böyle bir sanat merkezini kazandırdığı için Arkas ailesi teşekkürü hak ediyor.
Ben kendilerini şahsen tanımıyorum ama onlara bir kocaman teşekkür de benden gelsin.
Keşke İzmir’de sanat için gönlünü ortaya koyacak başka birileri daha çıksa ! Ne güzel olur.

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.