Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

SAĞ OLASIN NAZIM HİKMET!

SAĞ OLASIN NAZIM HİKMET!
Erdoğan Karabıyık
Erdoğan Karabıyık( erkinerk@hotmail.com )
276 views
23 Ocak 2021 - 12:09

Yerelin Sesi’ne yeni bir yazar katıldı. Emekli Edebiyat öğretmeni Erdoğan Karabıyık.

Urla Mavisi

Erdoğan KARABIYIK

SAĞ OLASIN NAZIM HİKMET!

“…Bir tarafım böceklerinden yıldızlarına kadar kâinatın kalabalığını ve dünyanın dört bucağında kaynaşan insanları burnumun dibinde hissediyor, onlarla beraberim, onların içinde, bir tarafım ise yapayalnız. Öylesine yalnız ki bunu, bu hissi, ömrümde ilk defa duyuyorum. Kederden boğuluyorum bazen, bir tarafım boğuluyor, bir tarafım ama boğuluyor. Bunu, bu yalnızlık duygusunu yenmem lazım…”

Nazım Hikmet’in mapushaneden annesine yazdığı mektuptan)

68 Kuşağı”, eski dünyanın kapılarını birçok ülkede zorlarken, 17 yaşımın coşkusu ve merakı içinde Nazım Hikmet’in şiirleriyle tanıştım. Nazım Hikmet’in şiirleri, önüme, yeni bir dünyanın kapılarını açıyordu:

Kapansın el kapıları

Bir daha açılmasın

Yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim”

Türk ve dünya edebiyatında, sosyalizm’in en güzel tanımını O yapıyordu.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim”

Okudukça farkında olmadan ezberlediğim şiirler… Hele o Kerem Gibi’nin yakıcı dizeleri:

Sen yanmasan

Ben yanmasam

Biz yanmasak

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

Ya o Türk aydınının, “topluma karşı görevini yapmış olmanın erinci içinde” zor zanaat mapusluğu, bir şenlik sevincine dönüştüren “Arife” şiiri:

Dün
ben
şehrin meydanına gidip
“Onlar için
kardeşlerimizi öldürmeyelim
ölmeyelim!”dedim
Ve bu gece değilse
yarın gece
gireceğim kodese…

İçimde yaprak kımıldamıyor…

Deliksiz bir uyku gibi

Rahat ve geniş içim…

Rahat ve geniş içim…
Ellerimi başımın altına koyuyorum…
Denizi duyuyorum…
Uyuyorum…

Ya o 17 yaşımın sevda tüten yüreğime bir avuç su serperek serinleten “Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın Ve Hanım elleri…” şiiri:

“…Ve şimdi anlıyor ki

Mavi Gözlü Dev

Dev gibi sevdalara mezar bile olamaz

Bahçesinde ebruli

Hanımeli açan ev…”

Ya o İstanbul’da olmak tutkusu aşılayan ve başıma türlü belalar açan İstanbul şiirlerinden Mavi Liman:

Çok yorgunum

Beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı kubbeli mavi bir liman

Beni o limana çıkaramazsın”

Nazım Hikmet’in şiirlerinde sanki gizli bir orkestra vardır. Orkestranın her çalgısı, kendi başına bağımsız ama orkestra ile uyum içindedir. O’nun şiirlerini okurken, sanki bu orkestranın çaldığı ezgileri duyarsınız. Nazım Hikmet, daha 1920’li yılların başında geleneksel Türk şiirinin kalıplarını kırmış, ölçüsüz, uyaksız “özgür koşuk” dediğimiz şiirler söylemiştir. Ancak, geleneksel şiirimizi (halk ve divan şiiri) Garipçiler gibi yadsımamış, Kuvvay-ı Milliye Destanı ve Şeyh Bedreddin Destanı’ında geleneksel şiirimize yaslanmış ondan biçim ve öz olarak yararlanmıştır. Nazım Hikmet şiirlerinde, konuşulan dile bağlı kalmıştır. O’nun 1920’li yıllarda, 1940’larda ortaya çıkan Toplumcu Gerçekçi Türk şiirinin öncüsü olduğunu ve şiirimize pek çok yenilikler getirdiğini söyleyebiliriz.

Dizelerin merdiven basamağı şeklinde yazılması, şiirlerindeki gizli orkestranın çaldığı müziğin varlığı, Nazım Hikmet’in, Gürcistanlı ünlü ozan Mayakovski’den etkilendiği izlenimi vermektedir.

Nazım Hikmet, şiir yazmaz, şiir söylerdi. Şiiri, önce, belleğinde nakış gibi işler, doğum sancıları çeker gibi kıvranır, koğuşunda dolaşarak yüksek sesle mapuslara okurdu. Hiçbir eğitimden geçmemiş o insanların görüşlerini alır, gerekli görürse onların görüşleri doğrultusunda şiirde düzeltmeler yapardı. O’nun bu tutumu, halk şiirine ve halka ne denli önem verdiğini gösterir. Şiir, istediği kıvama gelince, son olarak, şiiri kâğıda dökerdi.

Birleşmiş Milletlerin, kültür örgütü UNESCO, Nazım Hikmet’in, Yüzüncü doğum yılı olan 2002 Yılı’nı Nazım Hikmet Yılı olarak kutlamıştır. O yıl, bütün ülkeler Nazım Hikmet’i tanıtan izlenceler düzenlemişlerdi. Nazım Hikmet’in şiirleri, savaşsız sömürüsüz bir dünya özlemini dile getirdiği için evrensel bir nitelik kazanmış, yaşarken ve öldükten sonra, birçok dünya diline çevrilmiştir.

Sağ olasın Nazım Hikmet, insanlar, senin şiirlerini okuyarak, birbirlerini tanımadan, birbirlerini sevmeyi öğrendiler. Barış ve kardeşliğin türkülerini söylediler. Nagazaki ve Hiroşuma’da atom bombası yüzünden yanıp kül olan Kız Çocuğu’nun acısını yüreklerinde duydular, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için imza verdiler.

Sağ olasın Nazım Hikmet, senin şiirlerinle tanıdım sevdim, “toprağın altındaki ulu köklerimiz Kuvva-yı Milliye şehitlerini”, Şeyh Bedreddin’i, Karayılan’ı, Kambur Kerim’i, Arhaveli İsmail’i, yurdumu ve yurdumun tüm insanlarını…

Sağ olasın Nazım Hikmet, senin şiirlerinle tanıdım, “Ayın altından kağnılar giderken Akşehir üstünden Afyon’a doğru, anamız avradımız yârimiz elleri öpülesi Türk kadınlarını… Ve “on beşlik şarapnelin çeliğinde uyuyan ince boyunlu çocuklar” yüzünden daha bir hınç duydum sömürgenlere…

Sağ olasın Nazım Hikmet, selam olsun, 15-16 Haziranlarda haramilerin şehri İstanbul’da sel gibi akan, 1 Mayıslarda, alanları dolduran ve Tekel’den atılmalarına karşı, kışta kıyamette günlerce direnen Türkiye işçi sınıfına, selam olsun yaradana…

Sağ olasın Nazım Hikmet, senin şiirlerinle tanıdım, suskun, sabırlı, yetingen o Anadolu insanlarını. Ah hem kızdım hem acıdım hem de sevdim, o Anadolu insanlarını…

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! 

Sağ olasın Nazım Hikmet, işbirlikçilere karşı vatan haini olmanın acısını ve onurunu senin şiirlerinle kavradım:

Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Sağ olasın Nazım Hikmet, yurt sevgisini ve yurt özlemini senin şiirlerinle acı acı içtim:

Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…

Sağ olasın Nazım Hikmet, senin şiirlerinle yaşama sevincini ve coşkusunu yüreğimde bir başka türlü duyumsadım:

Hehehey TARANTA-BABU

hehehey,

yaşamak ne güzel şey

anasını sattığımın

yaşamak ne güzel şey…

Sağ olasın Nazım Hikmet, senin şiirlerinle daha çok sevdim, daha çok saygı duydum, daha çok bağlandım, sömürgenleri bu ülkeden kovan Mustafa Kemal Paşa’ya…

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı!

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.