Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

KUŞ CENNETİ RANT TEHDİDİ ALTINDA

KUŞ CENNETİ RANT TEHDİDİ ALTINDA
246 views
13 Aralık 2018 - 14:41

KUŞ CENNETİ RANT TEHDİDİ ALTINDA

İzmir Barosu, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında “Körfez Geçiş Projesi’ne karşı Gediz Deltası’nda bulunan Kuş Cenneti’nde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel ve avukatların yer aldığı açıklamada,  Kuş Cenneti’nin ‘rant tehdidi’ altında olduğu ifade edilerek Gediz Deltası ile ilgili açılan davalara müdahil olunacağı ifade edildi.

Sasalı’da bulunan Kuş Cenneti’nde yapılan ve izmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Deman Güler’in okuduğu basın açıklamasında, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkının ayrı bir hak olarak tanımlanması gerektiği belirtilerek, “Bugün bu açıklamamızı burada Gediz Deltası Kuş Cennetinde yapmamızın sebebi de budur.  Sahip olduğu son derece değerli ekosistemi dünyanın sayılı sulak alanlarından olan ve uluslararası sözleşmelerle koruma altında Gediz Deltası, bugün gerçek görevi kendisini korumak olan iki bakanlığın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tehdidi altındadır. Gediz Deltası, bir taraftan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı İzmir Körfez Geçişi Projesi ile parçalanma tehdidi altında iken, diğer taraftan Orman ve Su İşleri Bakanlığı,  Gediz Deltası’nın koruma alanlarını düşüren kararı ile delta sulak alanını sadece köprü geçişlerine değil, bir sulak alanda yapılması akla ve hayale uygun düşmeyen her türlü rant ve inşa projesine açmanın adımlarını atmaktadır” açıklamasını yaptı.

Açıklamada, Gediz Deltası’nın, flamingolar başta olmak üzere çok sayıda kuş türünün dünyadaki en önemli yaşama alanlarından biri olduğu hatırlatılarak, “Türkiye’deki 14 uluslararası öneme sahip Ramsar Alanı’ndan biri olan Gediz Deltası, aynı zamanda Doğal Sit Alanı olarak korunmaktadır. Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip kıyı sulak alanlarından biri olan ve 40 binden çok flamingonun yuvası olan İzmir’in Gediz Deltası, UNESCO’nun Dünya Doğa Mirası ile ilgili dört kriterinin tamamını sağlamaktadır.  Bu gün bu iki korkunç girişim, neyse ki kentine sahip çıkan İzmirliler ve sivil toplum örgütleri tarafından yargıya taşınmıştır. Biz de İzmir Barosu olarak, Avukatlık Kanunu’nun Barolara yüklediği  “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma, koruma ve bu kavramlara işlerlik kazandırma” görevimize uygun olarak, bundan sonraki süreçte öncelikle Gediz Deltası sulak alanını tehdit eden bu iki girişime engel olmak için açılan iki davaya müdahil olacağımızı bildirmek isteriz” denildi.

“Bu alanın korunması için her türlü çaba içerisinde olacağız” 

Basın açıklaması sonrasında konuşan Baro Başkanı Av. Özkan Yücel ise “yetkililer ölçümlerini para ve zaman üzerinden yapmaya kararlılar. Oysa para ve zamanla tahrip ettiğimiz ve geri alamayacağımız şeyler var. Çocuklarımız burada gördükleri kuşları bir daha göremeyebilirler. Buraları korumak bu alanları gelecek nesillere taşımak aynı zamanda bizim görevimiz. Bu alanın korunması için her türlü çaba içerisinde olacağız” dedi.

Av. Özkan Yücel konuşması sırasında İzmir Barosu olarak Türkiye’nin her yerinde çevreye verilen zararın önlenmesi ile mücadele geleneğinin oluşmasının mimarlarından biri olan İzmir Barosu’nun önceki başkanlarından Av. Noyan Özkan için uluslararası bir çevre ödülü verileceğini, yine Türkiye’de insan haklarının korunması anlamında büyük mücadeleler veren, aldığı AİHM kararları ile Türkiye’nin hukuk sisteminin yeniden şekillenmesini ve bazı mevzuatın değişmesini sağlamış İzmir Barosu’nun başkanlarından Av. Güney Dinç’in anısına da bir makale yarışması düzenleneceğini ifade etti. Av. Özkan Yücel, “İzmir Barosu her zaman hukukun üstünlüğü için, çevre hakkı, insan hakları için mücadele etmiş bir barodur. Türkiye’nin tarihine yön vermiş bir barodur. Biz değerlerimizi unutmayacağız. Onların anıları ile birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Av. Deman Güler tarafından okunan basın açıklaması:

ÇEVRE HAKKI İNSANLIĞIN İLK HAKLARINDANDIR

Bildiğiniz üzere İzmir Barosu olarak bu haftayı, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 70.yılı olması sebebiyle, insan hakları haftası etkinlikleri ile kutlamaktayız.

İnsan haklarının tarihsel gelişimi içerisinde, çevre sorunlarının sanayileşme ve kentleşme sürecine bağlı olarak küresel bir boyut kazanması ve bu sorunların çözümünde ulusal düzeydeki çabaların yetersiz kalması sonucunda, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ayrı bir hak olarak tanımlanıp, yasal düzenlemeler içinde yer alması gerekmiştir.

Ne var ki geldiğimiz noktada, sermayenin küreselleşmesi sürecinin ve doğayı rant elde etmenin bir aracı olarak gören anlayışın, doğal yaşamın korunması, insan haklarına saygı ve yoksulluğun engellenmesi gibi çok ciddi ve temel sorunlar karşısında, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmedikleri ortaya çıkmıştır.

Geçen yıllar içinde,  çevre savunuculuğunun temel dayanağı olan çevre mevzuatının revize edildiğine, kapsamının çevre aleyhinde sonuçlara yol açacak şekilde daraltılıp, esnetildiğine, çevre mevzuatında yapılan değişiklikler sonucunda, hukuk ve adalet sisteminin doğanın tahribi yolunda birer araç haline getirildiğine, çevre lehine verilmiş az sayıdaki mahkeme kararlarının ise idareler tarafından uygulanmadığına ve mahkeme kararlarının arkasından dolanmak suretiyle hukuksuzluğun kalıcı bir hale getirildiğine şahit olduk.

Gerçekten de bu topraklar,  şimdiye dek görülmemiş bir biçimde çevre talanıyla karşı karşıyadırAnadolu’da neredeyse her dağ için maden ruhsatı verilmiş, termik santrallere ve nükleer santral projeleri eklenmiş, tarım alanlarımız, sulak alanlarımız, sit alanlarımız birbiri ardına yok edilmeye başlanmıştır.

İzmir Barosu olarak, tüm dünyada doğal yaşam alanlarına yönelen küresel düzeydeki saldırıları karşı, yine küresel çapta yürütülen savunuculuk mücadelelerinin, insan ve doğa hakları mücadelesinin merkezine oturduğunu ve sadece insanlar için değil, dağı, taşı, toprağı, bitkisi, kurdu kuşu,  börtü böceği, balığıyla, tüm ekosistem için yaşamsal varoluş mücadelesine dönüştüğü gerçeğinin farkındayız.

Bugün bu açıklamamızı burada Gediz Deltası Kuş Cennetinde yapmamızın sebebi de budur.  Sahip olduğu son derece değerli ekosistemi dünyanın sayılı sulak alanlarından olan ve uluslararası sözleşmelerle koruma altında Gediz Deltası, bugün gerçek görevi kendisini korumak olan iki bakanlığın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tehdidi altındadır.

Gediz Deltası, bir taraftan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı İzmir Körfez Geçişi Projesi ile parçalanma tehdidi altında iken, diğer taraftan Orman ve Su İşleri Bakanlığı,  Gediz Deltası’nın koruma alanlarını düşüren kararı ile delta sulak alanını sadece köprü geçişlerine değil, bir sulak alanda yapılması akla ve hayale uygun düşmeyen her türlü rant ve inşa projesine açmanın adımlarını atmaktadır.

Oysa Gediz Deltası, flamingolar başta olmak üzere çok sayıda kuş türünün dünyadaki en önemli yaşama alanlarından biridir. Türkiye’deki 14 uluslararası öneme sahip Ramsar Alanı’ndan biri olan Gediz Deltası, aynı zamanda Doğal Sit Alanı olarak korunmaktadır. Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip kıyı sulak alanlarından biri olan ve 40 binden çok flamingonun yuvası olan İzmir’in Gediz Deltası, UNESCO’nun Dünya Doğa Mirası ile ilgili dört kriterinin tamamını sağlamaktadır.

Bu gün bu iki korkunç girişim, neyse ki kentine sahip çıkan İzmirliler ve sivil toplum örgütleri tarafından yargıya taşınmıştır. Biz de İzmir Barosu olarak, Avukatlık Kanunu’nun Barolara yüklediği  “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma, koruma ve bu kavramlara işlerlik kazandırma”  görevimize uygun olarak, bundan sonraki süreçte öncelikle Gediz Deltası sulak alanını tehdit eden bu iki girişime engel olmak için açılan iki davaya müdahil olacağımızı bildirmek isteriz.

Ancak yüklendiği sorumluluğun bilincinde olan İzmir Barosu’nun desteği sadece bu iki dava ile sınırlı kalmayacaktır. Bundan böyle İzmir Barosu olarak, doğayı, iklimi, ekosistemi ve İzmir’i etkileyen, emsal nitelikli kent ve çevre davalarına hukuken her türlü desteğimizi sunacağımızı,  Türkiye’nin dört bir yanında, doğal ve kültürel değerlere yönelik yağma ve talandan doğrudan etkilenen insanlarla ve ekoloji mücadeleleriyle dayanışma içerisinde olacağımızı deklare ediyor ve  başta avukat meslektaşlarımız olmak üzere,  bu ülkeye ve halka karşı sorumluluğu olan tüm meslek odası, kurum, dernek ve sivil toplum örgütlerini bu dayanışmanın bir parçası olmaya davet ediyoruz.

 

 

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.