Hazal Beytaş: "Ecevit'in demokrasiye yani halka inancı tamdı" - Yerelin SesiYerelin Sesi

28 Kasım 2021 - 18:01

Hazal Beytaş: “Ecevit’in demokrasiye yani halka inancı tamdı”

Hazal Beytaş: “Ecevit’in demokrasiye yani halka inancı tamdı”
Son Güncelleme :

28 Mayıs 2019 - 11:13

624 views
reklam

DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazal Beytaş, Bülent Ecevit’in doğum günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Beytaş yaptığı açıklamada, eski Başbakan Bülen Ecevit için, ” Dürüst, halkına yalan söylemeyen rakiplerine bile saygıda kusur etmeyen tevazu sahibi bir insan. Özel işleri için devlet mekanlarını ve olanaklarını kullanmayan, asla lükse kaçmayan alçak gönüllü yüce bir insan” ifadelerini kullandı.

DSP’nin Kurucu Genel Başkanı ve eski Başbakan Bülent Ecevit’in doğum günü dolayısıyla bir açıklama yapan DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazal Beytaş, açıklamada Ecevit’e büyük özlem duyulduğu gibi büyük haksızlık yapıldığını da vurguladı. Açıklamanın tamamı ise şöyle:

Şair, gazeteci, politikacı; bu sıfatlar Ecevit’i anlatmaya yeter mi? Elbette ki hayır. Ecevit’i, sevenleri de sevmeyenleri de bir yanıyla öne çıkarıyorlar; insan yanıyla. Dürüst, halkına yalan söylemeyen rakiplerine bile saygıda kusur etmeyen tevazu sahibi bir insan. Özel işleri için devlet mekanlarını ve olanaklarını kullanmayan, asla lükse kaçmayan alçak gönüllü yüce bir insan.
Bugün karşı karşıya kaldığımız abartılı şatafatla ve devlete büyük yükler yükleyen akıl almaz harcamalarla karşılaştırdığımızda böyle bir devlet adamına ne kadar çok özlem duyduğumuzu anlıyoruz. Ancak özlem duymakla birlikte kendisine ne kadar büyük haksızlık yapıldığını da söylemeden geçemiyoruz.
Ecevit’e yazar kasayı fırlatan kişi aslında o kasayı hepimizin yani kendisinin de içinde bulunduğu halkın kafasına fırlatmış oldu. Bugün Türk Lirası’nın diğer paralar karşısında aşırı düşmesi sonucunda ortaya çıkan hayat pahası ve işsizlik dün o kasayı atanların da belini büküyor, ama ortada ne kasa ne de masa atan var. Çünkü bugün devleti yönetenler devletin demir yumruğunu halkın ensesinden ayırmıyorlar. Baskı ve yıldırma geçici değil sürekli bir yönetim tarzı oldu. Halk hatta güçlü sermaye çevreleri bile korku içinde. Hak hukuk tanımayan despotizm ortalığı yangın yerine çeviriyor.
Ancak, bütün bu söylediklerimiz onu anlatmaya yine de yetmiyor. Ecevit’in demokrasiye yani halka inancı tamdı. O yüzden kendisine olan desteğin azaldığını anladığında hem devletteki hem de partideki görevlerinden hiçbir uyarıya gerek kalmaksızın ayrılmasını bilmiştir. 
Ecevit halkın iradesini askıya alan her türlü müdahaleye karşı çıkmıştır.12 Mart askeri muhtırasını protesto etmek için CHP Genel Sekreterliği’nden istifa etmişti.12 Eylül askeri darbesine de karşı çıktı ve bedelini Zincirbozan’da tutsak tutularak ödedi. Bugün siyasi varlıklarını bu darbeye borçlu olan ve bu sayede iktidar nimetlerine kavuşanlar, sorumsuz yönetimleriyle 15 Temmuz darbesinin altyapısının kurulmasına olanak tanıdılar.
Ancak darbelerin bugün içinden geçtiğimizdeki gibi sivil olanları da var. Ecevit ister askeri ister sivil olsun halkın iradesini kesintiye uğratan her müdahaleye net olarak karşı durmuş bir siyasi liderdir. Demokrasiye olan inancı onun en büyük eserim dediği DSP’nin de düsturudur. DSP kendi programında seçeneksiz olmadığını dile getirir; bu ifade başkalarının siyasal varlığını inkâr etmemek anlamında demokrasiye inancın dile getirilişidir.
Ecevit’i anlamak için onun temsil ettiği, temellerini attığı demokratik sol düşünceyi anlamak gerekir. Demokratik sol düşünce ithal değildir, öz be öz yerli bir sol anlayışıdır; kökleri evrensel olduğu kadar yerli kaynaklara da dayanır. Bu anlayışın en belirgin özelliği ötekine saygıdır. O yüzden bu anlayış inançlara saygılı laiklik anlayışını düsturlaştırmıştır.Bu anlayış, içinden fışkırmış olduğu halkın yüzlerce yıllık inanç dizgelerine yabancılaşmaz. Bu anlayışın ekonomik ve toplumsal içeriği ise ülkenin kaynaklarının herkesin kullanımına eşit olarak sunulmasına dayanır.
Ecevit’in Genel Sekreter ve Genel  Başkan olarak görev yaptığı yıllarda CHP içinde mayalanan bu düşünce en somut ifadesini, kurucusunun en büyük eserim dediği DSP’de bulmuştur. 
12 Eylül askeri yönetimi bütün siyasi partileri bu arada CHP’yi de kapatmıştı.1982 Anayasası’nın kabulünden sonra siyasi partilerin kurulması gündeme geldi. O günlerde eskiden CHP içinde yer almış kimi etken siyasiler yeni bir siyasi parti oluşturma çabasına girmişlerdi. Bu çabalar birden fazlaydı ve hepsinin üzerinde birleşebildiği tek isim Bülent Ecevit’ti. Her türlü yetkiyle donatılmış Genel Başkanlık kendisine teklif edilmiş olmasına karşın, o kafasında iyice netleşmiş olan demokratik sol düşüncenin bir partide somut halini almasına büyük önem veriyordu
Nitekim büyük fedakarlıklar ve zorluklar sonucunda, Ecevitler demokratik solcularla birlikte 1985’te DSP’yi kurdular. Ecevit’in siyasi yasaklı hali devam ettiği için Rahşan Ecevit kurucu genel başkan olmuştu. Böylelikle partimiz ülke siyasetindeki yerini almıştı.
Ecevit ve DSP’nin gündeminde ülkenin demokratikleştirilmesi ve ilerdeki muhtemel bir demokratik sol iktidar için partinin hazırlanması vardı. Ecevit partisini yoktan var ediyor ve en büyük projesini hayata geçiriyordu. Süreç hem hızlı hem de zorluklarla ilerliyordu. Nitekim 10 yıllık bir mayalanma sonucunda DSP iktidar yürüyüşüne başlamış oldu. Önce koalisyonun ortağı olarak sonra da 1999’da koalisyonun büyük ortağı olarak Ecevit’in Genel Başkanlığında ki DSP büyük bir sorumluluk aldı.
Abdullah Öcalan yakalanmış ülkede terör nerdeyse sıfırlanmıştı. Koşullar DSP’nin   ileride yalnız başına oluşturacağı demokratik sol bir iktidar dönemi için uygunlaşıyordu. Koalisyon kısıtlamalarına rağmen Ecevit halkı rahatlatacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Halk kısmen de olsa nefes almaya başlamıştı. Refah yol döneminin ülkeyi bunaltan günleri geride kalmış gözüküyordu.
İç dinamikler böyleydi ancak dış dinamikler farklı telden çalıyordu. Emperyalizm, gündeminden hiç düşürmediği Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme derdine düşmüştü. Kıbrıs deneyiminden Ecevit’e diş gıcırdatan ABD ve uyduları, Ecevit’in iktidarda olmasından hoşnut değildiler. Nitekim iç ve dış yasadışı oluşumlar büyük bir sermaye gücünü arkasına alarak Ecevit iktidarını istikrarsızlaştırma planını devreye koydular. 
Ecevit’i düşürme ve uluslararası finans kapitalin memuru Kemal Derviş’in etkili bir pozisyonda başa getirilmesi işi bir arada gerçekleştirildi. Bu oyunlarla DSP ikiye bölündü. Gözünü para ve mevki hırsı bürümüş ve demokratik sol bağlılıktan uzaklaşmış bir kısım milletvekili partilerine ihanet ederek bu komplonun icracısı oldular.
2002 seçimleri partimize yapılan bu saldırılara halkın hemen hemen hiç tepki göstermediğini ortaya koydu. Ancak Ecevit ayakta ve partinin başındaydı. Parti arkasında bıraktığı 17 yıllık deneyimine dayanarak tekrar yukarı doğru çıkışını yakalayacaktı. Birkaç yıl böyle geçtikten sonra, ilerleyen yaşı, sağlık durumu ve partinin yenilenme ihtiyacı Ecevit’i  genel başkanlıktan ayrılmaya zorunlu bıraktı. Ve yerini Zeki Sezer’e bırakarak ayrıldı.  Henüz partinin yeni güçlü bir çıkışı yakalamaya yetecek imkanları mevcuttu. Ancak bu başarılamadı.
Ne yazık ki sonraki süreçlerde parti hem varlıklarının hem de halk içindeki itibarının hızla tükendiği bir duruma düştü. DSP düşüyor ama kiralanan anket şirketleri sayesinde bu gerçek partililerden gizleniyordu. Bu arada biri yer biri bakar kıyamet oradan kopar sözüne uygun olarak faaliyet yapıyoruz bahanesiyle parti kaynakları tüketildi. Parti güçten düştükçe, partililerinde moralleri bozuluyor ve çalışmalara eskisi kadar istekle katılmıyorlardı. 
Parti artık kendine özgüvenini kaybetmeye ve başkalarından medet ummaya başlamıştı. Bu 2007 seçimlerinde tüzüğü ihlal ederek CHP’yle  ittifak pazarlığına kadar gitti. DSP’nin eğik düzlemdeki inişi  özellikle  Masum Türker ve Önder Aksakal dönemlerinde büyük bir hızla devam etti.  Bugün itibariyle DSP’de  Bülent Ecevit ismiyle somutlanan  saygı ve güvende yerle bir edilmiş hem hem 31 Mart sürecinde hemde seçimlere girme yeterliğini yitirmiş, başkalarından medet umar hale getirilmiştir. 
23 Hazirana giden süreçte ise DSP Genel Başkanının AKP ağzıyla yaptığı açıklamalar dolayısıyla parti artık soldan da düşürülmüştür.  Umarız PM  üyeleri alınan kararları hiçe sayarak, toplantı kararlarının tam zıt yönünde açıklama yapan genel başkanlarını disiplin kuruluna sevk ederek azil sürecini başlatır, işte o zaman   DSP’nin halk içinde eriyen itibarı azda olsa onarılmış olur.
Ülkemiz tek adam rejimine teslim edilmiş, karşı devrim süreci büyük bir hızla ilerlerken gün Bülent ve Rahşan  Ecevit’in kurucu genel başkanları olduğu DSP’yi tekrar ayağa kaldırma ve özüne çevirme  zamanıdır. Bu DSP’ye en çok ihtiyaç duyulan bu dönemde hem halkımıza hem de Bülent Ecevit’e karşı demokratik solcular olarak bizlerin vefa borcudur. Bu borcu ödemek tarihsel sorumluluğumuzdur.
Yazımı  Bülent Ecevit’in son kurultayda söylediği sözlerle tamamlıyorum. “Biz sana mecburuz Demokratik Sol Parti”
Ayşe Hazal Beytaş

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.