KILIÇDAROĞLU: "BUGÜN EMİNİM MONTRÖ'NÜN ÖNEMİNİ ARTIK ERDOĞAN DA ANLAMIŞTIR. VE KANAL İSTANBUL’U DA BİR TARAFA BIRAKACAKTIR"
Haber
02 Mart 2022 - Çarşamba 12:01 Bu haber 1169 kez okundu
 
KILIÇDAROĞLU: "BUGÜN EMİNİM MONTRÖ'NÜN ÖNEMİNİ ARTIK ERDOĞAN DA ANLAMIŞTIR. VE KANAL İSTANBUL’U DA BİR TARAFA BIRAKACAKTIR"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Savaş gemileri gerekirse Kanal İstanbul’dan geçer’ diye Erdoğan’ın söylemi var. Bugün o söylemin Türkiye’yi nasıl bir felaketin içine sürükleyebileceğini gösteriyor, bu gerçek. Ama bugün ben eminim Montrö’nün önemini artık o da anlamıştır. Ve tartışmaya açmayacaktır. Ve Kanal İstanbul’u da bir tarafa bırakacaktır” dedi.
SİYASET Haberi
KILIÇDAROĞLU:

 


 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Savaş gemileri gerekirse Kanal İstanbul’dan geçer’ diye Erdoğan’ın söylemi var. Bugün o söylemin Türkiye’yi nasıl bir felaketin içine sürükleyebileceğini gösteriyor, bu gerçek. Ama bugün ben eminim Montrö’nün önemini artık o da anlamıştır. Ve tartışmaya açmayacaktır. Ve Kanal İstanbul’u da bir tarafa bırakacaktır” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Fox TV canlı yayınında, “İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat” programının konuğu oldu. Kılıçdaroğlu’nun gelen sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“BAŞLANGIÇTA SAVAŞ OLARAK DİLLENDİRİLMESİNİ DOĞRU BULMADIK: 

(Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı) Rusya’nın şöyle bir endişesi vardı. NATO’nun Rusya sınırlarına fazla yaklaşmasının Rusya için ciddi risk oluşturduğu, defalarca ifade edildi. Kuzey ülkeleri bu konuda uyarıldı, ‘NATO’ya üye olmayın’ diye. Polonya, Macaristan’ın NATO’ya üye olması, Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirmeleri; Rusya kendi geleceği açısından risk görüyordu ve NATO’nun yaklaşmasını istemiyordu. Kırım’ı kendi topraklarına katarak, Karadeniz’deki Rusya egemenliğini de büyütmeye çalıştı. Ukrayna’ya baskı yaptı, gelişmeler hoşuna gitmiyordu. Daha sonra askerlerini soktu. Bir savaş. Başlangıçta ‘savaş’ olarak dillendirilmesini çok doğru bulmadık. Çünkü Montrö Sözleşmesi’nin gereği olarak hükümetin çok dikkat etmesi gerekiyor, Montrö Sözleşmesi’ne. Erdoğan bunu ‘savaş’ olarak tanımlayınca, Montrö Sözleşmesi devreye giriyor. Savaş gemilerinin giriş ve çıkışı Montrö Sözleşmesi gereği kontrol edilmeye başlanıyor. Bizim orada çok sayıda öğrencimiz, vatandaşımız da var; işçilerimiz, iş insanlarımız, yatırımlarımız var. Ukrayna ve Rusya’dan buğday ithal ediyoruz. Doğal gaz, petrol, enerji konusunda Rusya’ya büyük ölçüde bağımlıyız, yüzde 60-70 oranında. Kontrolsüz bir ilişkinin kurulduğunu ifade etmek isterim. Bir ülke kendisini enerji açısından başka bir ülkeye bağımlı hale getiremez.

PUTİN EKONOMİK OLARAK ZOR DURUMA DÜŞECEĞİNİ TAHMİN EDEMEDİ: 

Ukrayna’da direniş var tabii. Ukrayna kendi topraklarını, kendi halkını, kendi ülkesini savunuyor. Bu da gayet doğaldır. Ülkenin kendi bağımsızlığını koruması, mücadele etmesi, işgali kabul etmemesi kadar doğal bir şey olamaz. Hele hele Milli Kurtuluş savaşını vermiş Türkiye olarak biz, onları çok daha iyi anlamalıyız. Yanlış olan Putin’in davranışıydı. Putin ekonomik olarak bu kadar zor duruma düşeceğini herhalde hiç tahmin edemedi. Rusya, büyük bir ekonomik çıkmazla karşı karşıya kalacaktır diye düşünüyorum.

MASAYA OTURURKEN SAVAŞI SÜRDÜRMESİ DOĞRU DEĞİL: 

Akılcı bir politika izlerlerse süratli bir şekilde masaya otururlar. Müzakere masasına otururken Rusya’nın hala, Ukrayna’da savaşı sürdürmesi doğru değil.

OLİGARKLAR PUTİN’İ HEDEF ALACAKTIR: 

Rusya’yı başka türlü vuramazsınız. Oligarkların paraları Rusya dışında. ABD, Almanya, Güney Kıbrıs’ta. Bu paralara el koyduğunuz zaman Rusya ekonomisine darbe vurmuş olursunuz. Oligarklar şimdi Putin’i hedef alacaktır. Putin şimdi Ukrayna’ya girerek kendi sonunu getirdi. Putin Ukrayna’ya girmeden önce ekonomide ön hazırlık yaptığını, 630 milyar dolarlık bir Merkez Bankası’nda para tuttuğunu, dış ticaret fazlası verdiğini ama olayın bu boyutlara ulaşacağını düşünmediğini tahmin ediyorum. Oligarkların paralarına el konulması, Rusya’nın elinin kolunun bağlanması anlamına geliyor, ekonomik açıdan.

TABLO, AB ÜYELİĞİNİN DE ÖNEMLİ OLDUĞUNU GÖSTERMESİ AÇISINDAN DEĞERLİ: 

(Erdoğan’ın ‘AB üyeliği için savaş mı lazım’ yönündeki açıklaması) Söylem doğru. Biz Yunanistan ile birlikte, AB’ye üye olmak için, hemen hemen aynı tarihlerde başvurduk. Protokoller yapıldı. Ankara Protokolü rahmetli İsmet İnönü de imzalamıştı. Bugüne kadar herkes alındı, Türkiye bunun dışında kaldı. Belki yeteri kadar çaba gösteremedik, tam üyelik için, ama eğer AB samimi olursa Türkiye’nin AB’ye katılımı Türkiye’nin güçlenmesi yanında AB’nin de güçlenmesi anlamına gelir. Bugünkü tablo, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin de ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından son derece değerlidir. Bakınız AB daha güçlü bir konumda olmak istiyorsa, Türkiye’yi yanına almak zorundadır. AB’nin fasıl açmasını beklemememiz lazım. AB’ye üye olmak istiyorsak önce ülkemizi demokratikleştirmek zorundayız. Rusya’nın özelliği ne? Tek adam rejimi var. Bir kişinin Rusya’nı hangi konuma düşürdüğünü dünyada, görüyoruz. Biz demokrasiyi istiyoruz. Güçlü bir demokrasimiz olmalı. AB fasıl açmadan, ‘şunu şunu yapın’ demeden, bunları biz kendi özgür irademizle yapmalıyız. Demeliyiz ki, ‘ben zaten kuralları yerine getirdim, verdiğin sözü tut.’

NATO’NUN BİR PARÇASIYIZ ZATEN: 

(CHP’nin NATO tutumu) NATO’nun bir parçasıyız zaten. NATO’yu artık bir savunma gücü olarak görmemek lazım. NATO aynı zamanda demokrasiyi savunan bir kuruluş olarak da ortaya çıktı. NATO’nun bir parçası olarak, NATO ittifakının öngördüğü kurallar içinde çalışmak, ordumuzu hazırlamak, güçlenmek zorundayız. Bunu yapmak zorundayız. NATO’ya karşı çıkmanın mantığı yok.

UYGAR DÜNYANIN PARÇASI OLMAK İSTİYORUZ: 

(Millet İttifakı’nın adayı cumhurbaşkanı seçilirse ABD, Avrupa ve Rusya ile ilişki nasıl olur?) Bütün ülkelerle ilişkimiz iyi olur. ABD, AB, Rusya ve Ortadoğu halklarıyla ilişkimiz iyi olur. Temel felsefemiz şu: Yurtta barış dünyada barış. Bütün ülkelerle barış içinde yaşamak isteriz. Kavganın bize de diğer ülkelere de zarar vereceğini biliyoruz. Elbette ki ülkeler arasında rekabet olacaktır. Bu rekabet, daha çok ekonomik alanda, teknolojik alanda olacaktır. Bunun için eğitim sisteminizi düzeltmeniz lazım. Asıl mücadeleyi buralarda yapmamız lazım. Savaşın kazanım getirdiği bir süreç, hemen hemen yoktur. İnsanlık kaybetmiştir savaşla. Ama savaşı değil barışı, dostluğu, ilişkileri öncelerseniz burada elbette ki kazanan Türkiye olur. AB’ye girmek istiyoruz. Tam üye olmak istiyoruz. Uygar bir dünyanın parçası olmak istiyoruz. Demokrasinin bir parçası olmak istiyoruz. Bazı bilim adamlarının yayınladıkları İslamiyet’in temel kurallarına göre yönetilen ülkeler hangileri diye…. En çok kuzey ülkeler çıkıyor. Kuzey ülkelerinin hiçbirisi Müslüman değil. Ama bakıyorsunuz öngörülen temel kurallar ahlak, adalet, bilgi, insan hakları, kadın ve erkek eşitliği. Baktığınız zaman biz çok daha geride yer alıyoruz. Biz kendi ülkemizde dünyada var olan kuralları, ilkeleri kendi ülkemize getirmek zorundayız. Demokrasi, insan hakları, kadın erkek eşitleri; evrensel değerler. O zaman AB üyeliğiniz çok daha rahat olur.  

KANAL İSTANBUL’U BİR TARAFA BIRAKACAKTIR: 

(Ülkeyi siz yönetseniz, ne yapardınız Montrö Sözleşmesi bağlamında?) Montrö Sözleşmesi’nin gereği neyse, yerine getirirdik. Montrö Sözleşmesi’ni asla tartışmaya açmazdık. Geçmişte tartışmaya açıldı. Kanal İstanbul, ‘savaş gemileri gerekirse Kanal İstanbul’dan geçer’ diye Erdoğan’ın söylemi var. Bugün o söylemin ne kadar havada kaldığını ve Türkiye’yi nasıl bir felaketin içine sürükleyebileceğini gösteriyor, bu gerçek. İnsanlar tarihte yaşananlardan ders çıkarırlarsa, geleceği daha sağlıklı inşa edebilirler. Erdoğan; tarihi bilmediği için, Montrö Sözleşmesi’nin hangi koşullarda imzalandığını bilmediği için, Boğazlar’ın bizim açımızdan ne kadar güvenli olması gerektiğini bilmediği için, Karadeniz’in anahtarının Montrö olduğunu, o anahtarın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde olduğunu bilmediği için onları söylemişti. Ama bugün ben eminim Montrö’nün önemini artık o da anlamıştır. Ve tartışmaya açmayacaktır. Kanal İstanbul’u da bir tarafa bırakacaktır.

TBMM’NİN BİLGİLENDİRİLMESİ LAZIM, ERDOĞAN GELEBİLİRDİ: 

Dün grup toplantısında söyledim: Elbette ki önemli olay. Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş önemli bir olay. En çok etkilenecek ülke biziz. Yapılması gereken Milli Güvenlik Kurulu’nu toplamaktı. Milli Güvenlik Kurulu toplanmadı ama Güvenlik Zirvesi’ni topladılar. Bunun anlamı nedir? Bunun hukuki altyapısı nedir? Hiçbir şey yok. Artı, böyle önemli olaylarda grubu olan siyasi partilerin bilgilendirilmesi lazım. TBMM’nin bilgilendirilmesi lazım. TBMM bilgilendirildi mi? Hiç bilgilendirilmedi… Yürütme organından bir kişi gelip TBMM’deki milletvekillerine bilgi vermedi. Dışişleri Bakanlığı’ndan birisi gelebilirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan gelebilirdi. Hiçbirisi gelmedi. AK Parti’nin grup başkanvekili çıkıp açıklama yaptı. Hangi bilgi ile. Hiçbirisi yok.

DÜNYA SAVAŞINA EVRİLECEĞİ KANISINDA DEĞİLİM: 

(Dünya savaşına evrilir mi?) Dünya savaşına evrileceği kanısında değilim. Batı bu konuda son derece dikkatli, Ekonomik yaptırımlarla Rusya’nın geri çekilmesini sağlayacaktır. Rusya’nın parasının değer kaybetmesi, Rusya’da bu kararı alanların halkının gözünde değer kaybetmesine yol açacaktır. Rus halkı da bunu istemiyor. Moskova’da da ciddi gösteriler oldu.

BİR ÖNCEKİ SİSTEMİ Mİ SAVUNUYORUZ? HAYIR: 

(Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem bir geriye gidiş mi?) Hayır ileriye. Geriye götürecek olsak mevcut sistem zaten geride olan bir sistem. Bunu mu savunuyoruz? Hayır. Bir önceki sistemi mi savunuyoruz? Hayır onu da savunmuyoruz. O sistem darbe hukuku dolayısıyla büyük ölçüde yozlaştırılmıştı. Parlamentonun iradesi liderlere verilmişti. AK Parti’den veya MHP’den bir kişi çıkıp da Türkiye’nin sorunlarını gündeme getirebilir mi? Getiremez. Bir dahaki seçimde üstü çizilecektir. Bu yeni mi, hayır. Daha önce de vardı. Ona dönmek istemiyoruz. Milletin vekillerini millet seçmeli diyoruz.

CUMHURBAŞKANI ROZETİNİ ÇIKARACAK: 

(Millet İttifakı’nın adayı kazanırsa ne olacak?) Rozetini çıkaracak, parti üyeliğinden ayrılacak. Tarafsız ve bağımsız olacak. Bütün siyasi partilere eşit olacak. Cumhurbaşkanı sandığa gittiğinde hangi partiye istiyorsa ona oy verir, ama ilişkilerinde tarafsız olması lazım. Devletin sigortası olması lazım. Her gün konuşmaması lazım. Önemli günlerde konuşması lazım. Parlamentoyu açılış konuşmalarının siyasi partinin propagandasına dönmemesi lazım. Tarafsız olması gerekiyor. Çünkü Cumhurbaşkanı hakim, yargıç tayin ediyor. Bir partinin genel başkanı hakim tayin edemez. Tayin ederse doğru olmaz. O nedenle tarafsızlık korunur. Cumhurbaşkanını tarafsızlığı şu açından da önemli. Siyasi partiler var, başbakan var. Bir konu bir türlü çözülmüyor. Cumhurbaşkanı bunları davet edecek, ‘Beyler buyurun gelin bakalım. Türkiye’nin bu kadar derdi var. Biz bu sorunu oturup beraber nasıl çözelim?’ Bunu konuşacak. Ukrayna- Rusya savaşı çıktı. Önemli bir süreç. Cumhurbaşkanı Milli Güvenli Kurulu’nun topladıktan sonra arkadan grubu olan bütün siyasi partilerin genel başkanlarını toplayıp ülkenin içinde bulunduğu durumu, bize etkilerini aktaracak. Parlamento açıkken aktarılamayacak konuları genel başkanlara aktaracak.

CUMHURBAŞKANI SİYASET ÜSTÜNDEDİR: 

(Sizin adayınız kazanırsa cumhurbaşkanlarının başka parti adaylarını eleştirdiğini görmeyeceğiz o zaman?) Hayır görmeyeceksiniz. Cumhurbaşkanı kısır tartışmaların parçası olamaz. Cumhurbaşkanı siyaset üstündedir ve yeri, zamanı geldiği zaman konuşur.

TEK ADAM REJİMİNE SON VERİYORUZ: (Altı siyasi parti liderinin bir araya gelmesi) Programlarımız, dünyaya bakış açımız ayrı, ama Türkiye’nin geleceği açısından ortak hedefler belirlemek zorundaydık. Gidiş kötü mü, evet kötü. Gidişinden endişe duyuyoruz. Altı saygın siyasi lidere tarihsel görev düşüyor. Ülke bu durumdayken, tablonun dışına çıkarmamız lazım. Dışına çıkarmanın yolu ortak hedefler belirlemektir. Nedir ortak hedefler? Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle, hukuku yeniden inşa ediyoruz. Tek adam rejimine son veriyoruz, parlamento gerçek anlamda parlamento olmalı. Sivil toplumla bağlantıyı güçlendiriyoruz. Demokrasiyi sıradan söylem olmanın ötesine taşıyoruz. Her evde bile farklı görüşler ortaya çıkabiliyor ama evin dağılmasına yol açmıyor. Biz de evimizdeyiz, ülkemizin daha da güzel olmasını istiyoruz. Ülkenin kazanmasını, yaşayan insanların mutlu olmasını istiyoruz. Kutuplaşma istemiyoruz.

ÜLKE BU HALDEYKEN HİÇBİRİMİZ BU MASAYI DEVİREMEYİZ: 

(Altı partinin olduğu masa devrilir mi?) Devrilmez. Tarihin bize yüklediği sorumluluk var ve gereğini yapmak zorundayız. A, B partisi yoktur. Liderlerin Türkiye’nin geleceği açısından kararlı iradeleri vardır. İradeler de gösterildi. Sayın Akşener önemli aktördür. Kadın olarak da önemli aktördür… Masayı bozmak istediler. Cumhur İttifakının aktörleri var. Değişik laflar taşıyarak bozmak istiyorlar. Ülke bu haldeyken hiçbirimiz bu masayı deviremeyiz. Ülkeyi aydınlığa kavuştururuz. Ülkeye demokrasi gelir ondan sonra her parti kendi yoluna daha rahat gidebilir. Demokrasi, hukuku inşa etmeden, toplumu kucaklaştırmadan ayrılırsak yanlış olur.

GEÇMİŞE DÖNMEK İSTİYORLAR: 

İçeriden başaramayınca dışarıdan farklı aktörleri devreye koymaya… Acaba geçmişte birilerine siyasi partiler kurduralım. (Tansu Çiller Hanıma mı söylüyorsunuz?) Evet, evet. Geçmişe dönmek istiyorlar, demek ki kendi döneminin kötü olduğunu o da kabul ediyor. Biz geçmişi değil yarının Türkiye’sini düşünüyoruz. Bizim öngördüğümüz hedeflerden hangisi bu dönemde var. Adalet mi var? Yolsuzluk deseniz var. En çok şikayet eden biziz. Kaldırılması lazım. Parlamentonun itibar kazanması lazım. Parlamentonun güçlü olması lazım. Kuvvetler ayrılığı olması lazım. Bunların hiçbirisi yok. Bir kişinin iradesi var. Bir kişini iradesiyle Türkiye yönetilemez.

KİŞİLERİN İNANÇLARININ SİYASETE KONU EDİLMEMESİ DEFALARCA SÖYLENMİŞTİR: 

(Mutabakatta laiklik unutuldu mu?) Hayır, okuyayım. ‘Din ve vicdan özgürlüğü. Din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan demokratik, laik hukuk devleti çoğulcu toplum düzenin temelidir.’ Laikliğin toplum düzenin temeli olduğunu, din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olduğunu zaten yazmışız. Raporu okumadan görüş beyan etmek doğru değil. Zaten özü itibariyle de haklar itibariyle de kişilerin inançlarının siyasete konu edilmemesi defalarca söylenmiştir.

BİREYSEL BEKLENTİMİZ YOK:

 (CHP’nin partilerle kurduğu denklem zor mu?) Denklem zor görülebilir. Ama bireysel hiçbir çıkar beklemeden sadece ülkenizin sorunlarına odaklanıyorsanız, soruların samimi olarak nasıl çözüleceğini ifade ediyor ve vaat ediyorsanız, karşılıklı güveni oluşturuyorsunuz. Bu güveni vermeye çalışıyorum. Bireysel beklentimiz yok. Ülkenin bu kadar sorunu varken, bizim bir masanın etrafına toplanıp… Ben kaygılıyım ülkenin geleceğinden. Aynı şeyi beş genel başkan da söylüyor. Biz kaygılıyız ülkemizin geleceğinden. O zaman geleceği nasıl inşa edeceğiz? İnsan haklarını nasıl sağlayacağız? Kutuplaşmayı nasıl önleyeceğiz?  

HUKUKU İNŞA ETMEDEN EKONOMİYİ DÜZELTEMEZSİNİZ: 

(Hep hukuktan bahsediyorsunuz peki ekonomik zorluklar nasıl düzelecek?) Önce hukuksal inşa gerekiyor. Demokrasi, düşünce özgürlüğü, medya özgürlüğü, Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı, milli iradenin vesayet altında olmaması gerekiyor. Devlette liyakatin inşası gerekiyor. Devletin önemli görevlerine atayacağınız kişinin liyakatli olması lazım. O işi en iyi bilen insanlar olması lazım. Üç, ekonomi ve sosyal politikalarda ne yapacağız. Şimdi şöyle bir karara vardık. Her parti kendi içinde ön hazırlıklarını yapıyor. Ön hazırlıklar belli noktaya geldikten sonra altı parti tekrar bir araya geleceğiz, genel başkanlar olarak. Devlette liyakat, temel kurallar, ekonomik ve sosyal konsey konusunda neler yapılacak? Hangi ilkeler belirlenecek? Onları da kamuoyuyla paylaşacağız. Biz hukuku inşa etmeden ekonomiyi düzelteceğiz derseniz, ekonomiyi düzeltemezsiniz.  

Demokrasi istikrar, hesap verme demektir. Önemli bir şey daha var. Kesin Hesap Komisyonu. İktidar olarak biz muhalefete parlamentoda hesap vereceğimizin altyapısını oluşturuyoruz. Kesin Hesap Komisyonu başkanı ana muhalefet partisinden olacak diyoruz… Muhalefet iktidarı denetleyecek. Denetleyeceği mekanizmaları kendisine vereceğiz. Bu ne demektir? Hiçbir bürokrat yolsuzluk yapamaz. Çünkü ben oraya gidip hesap veriyorum. Bu olmadan ekonomi olmaz zaten. Herkes vergi verir. Çocuk doğduğu andan itibaren vergi verir. Verginin nereye harcandığının hesabını milletinize vermezseniz, yolsuzluğun kaynağı kendiliğinden oluşur.

BAHÇELİ’NİN GÖNDERDİĞİ KANDİLLERİ YAKARIZ: 

(Elektrik faturasını KDV indiriminden sonra ödediniz mi?): Hala ödemiyorum. Haziran’a kadar (KDV’yi) sıfır yapması lazım. Yüzde 127 zammı, yüzde 100’e indirdi. Yüzde 100 yine zamlı. En azından bunu sıfır yap dedik. Haziran ayına kadar. En azından insanlar kışı rahat geçirsinler. (Elektriği keserlerse ne olacak?) Mum ışığında. Bahçeli’nin gönderdiği kandiller var. Kandilleri yakarız. Bir tane de kandil alır orada yakarız. ‘Bahçeli’nin kandilidir’ deriz.

DOĞRU TUTUMDUR, OLAĞANÜSTÜ ZAM GELMİŞSE: 

Elektrik faturasını ödeyemeyen yüz binler var. Gazeteci ulaşamaz. Televizyoncu kolay kolay ulaşamaz. Bu insanlar da gidemezler zaten, nereden gidecek gazeteciyi bulacak. Ancak gazeteci ararsa bilir bunu. Onların sesi olmak istedim. Bu benim o vatandaşların sesi olmak gibi yükümlülüğüm var. Çünkü ben muhalefetteyim. Hükümetin dikkatini çekmek için bir şeyler yapmıyorsam görevimi yerine getirmiyorum demektir. (Bir ülkenin ana muhalefet partisi liderinin ‘Ben faturayı ödemiyorum’ demesi doğru bir tutum mudur?) Doğru tutumdur. Olağanüstü zam gelmişse. İnsaf denen bir şey var, insaf, insaf! Beyefendi sarayda otururken elektrik faturası ödemez. Gariban gecekonduda otururken elektrik faturası öder. Yüzde 127 zam gelmiş.

MERKEZ BANKASI’NA YANDAŞ ATARSANIZ…: 

(Türkiye’nin yüzde 11’lik büyümesinde kim büyüdü?): Esnafa sorun ‘Arkadaş sen büyüdün mü?’ diye. Sattığı malı yerine alamıyor. Fırıncıya, akaryakıt bayilerine sorun. Ya çok sayıda akaryakıt istasyonu kapandı. Sanayiciye bakın. İhracatçıların durumu iyi. Ama şimdi kriz çıktı malum, Rusya-Ukrayna krizi. Antalya’da çiftçiler perişan vaziyette. Çiftçi de büyümedi. Perişan oldu. Yüzde 400 zam gelir mi? Gübreye yapıyorsunuz. Daha bahar gelecek, arkasından yaz gelecek. Bu ürünler kaça satılacak belli değil. Fiyat istikrarını sağlamazsanız, fiyat istikrarını sağlayacak Merkez Bankası’nın görevini yerine getirmesine izin vermezseniz. Merkez Bankası’na tarafsız değil de yandaş atarsanız Türkiye buradan mümkün değil kurtulamaz. Maliye Bakanlığı kurmuş, Fiyat İstikrar Komitesi’ni. Maliye Bakanı’nın görevi nedir? Hakça vergi toplamaktır. Maliye Bakanı’nın şu andaki görevi nedir? Alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına kaynak aktarmaktır. Maliye Bakanı’nın şu andaki görevi, fakirden fukaradan alınan vergileri bir avuç zengine vermektir. (Kur garantili mevduatı mı söylüyorsunuz?) Aynen öyle. Getirdi. Doları, eurosu, milyonları var. Diyor ki ‘Türk lirasını yatır. Kur artarsa kur garantisi veriyorum. Buradan elde ettiğin faiz varsa vergiye tabi tutmayacağım’. Çocuk emzik alırken vergi var. Dolmuşa binerken vergi var. Bir avuç beyefendi için hiç vergi yok. Anayasa’ya da aykırıdır. Kaynak aktarıyorsunuz oraya. Rakamlar çıkardım. Kur 14 lira olursa, 23 milyar lira kaynak aktarılacak. Kur 14,5 lira olursa 33 milyar lira bu beylere kaynak aktarılacak. Kur 15 lira olursa 53 milyar lira kaynak aktarılacak. Kur 17 lira olursa 123 milyar lira para verilecek bu dolar, euro milyarderlerine verilecek.

SEÇİM KANUNU’NDA ANLAŞAMADILAR:

 (İktidarın hazırladığı Seçim Kanunu parlamentoya gelmedi?)  Gelmiyor, anlaşamadılar. Öyle anlaşılıyor. Baraj, başka konular da var. AK Parti kendi partisi açısından bakıyor. MHP kendi partisi açısından bakıyor. Büyük Birlik Partisi kendi partisi açısından bakıyor. Yüzde 7 baraj olursa Büyük Birlik Partisi yine sistemin dışında kalacaktır. MHP, yüzde 7 anlaştık diyorlar. AK Parti için yüzde 10 daha önemlidir. Yüzde 10’da kalmasını ister. MHP barajı geçemezse onun çıkaracağı bütün milletvekillerini AK Parti çıkaracaktır. Bu Cumhur İttifakı böyle yollarına devam ederse Türkiye’yi felakete götürecektir. Bunlar Türkiye’yi günlük yönetiyor, gelen tepkiler üzerine yönetiyor. Bunlar Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapattılar. Bir devletin planlaması olmazsa o devlet devlet olur mu?  

DARBE HUKUKUNUN SİSTEMDEN ÇIKARILMASINI İSTİYORUZ:

 (Millet İttifakı yüzde 3 barajda anlaştı mı?) Barajda mutabakata vardık. Yüzde 10 seçim barajını getirenler askeri darbe döneminde gelmiştir. Darbe hukukunun Türk hukuk sisteminden çıkarılmasını istiyoruz.

ZEYTİNE SAYGI DUYUN: (Zeytinliklerin maden sahasına açılması) Defalarca Meclis’e geldi, kanun çıkarmak istediler. Parlamentoda bizim mücadelemiz, diğer partilerin mücadeleleri. AK Parti’den MHP’den vicdan sahibi olanlar dediler ki, ‘Biz bunu geri çekelim’. Parlamentodan çıkamayan kanunu bir yönetmelikte değişiklik yaparak getirdiler. Dava açılıyor zaten. Çevre dernekleri açıyor. Bazı meslek kuruluşları açacak. Zeytin üreticilerinin yoğun olduğu bölgelerdeki arkadaşlarımız da bu davalara taraf olacaklar. Zeytine saygı duyun ya.

SEN ÇIKARDIN, NİYE İSTİYORSUN? ABD’YE GİDİP ÖTMESİN DİYE: 

(Sezgin Baran Korkmaz’a ilişkin Avusturya Mahkemesi’nin ABD’ye iade kararı): Ya 200 küsur yıl hapis yatacak ya da bülbül gibi konuşacak. Buradaki temel sorun şurada. Sezgin Baran Korkmaz’ın yurt dışına çıkmasını Erdoğan istiyor. İçişleri Bakanı kabul ediyor. Yurt dışına çıkması için altyapı yapılıyor. Mal varlığına konulan hacizler kaldırılıyor. Hakimler ve dönemin savcılarına talimat veriliyor. O savcılardan birisi Anayasa Mahkemesi üyesi yapıldı, diğeri Adalet Bakanı Yardımcısı yapıldı. Biz şimdi ‘bize verin’ diyoruz. Sen çıkardın, niye istiyorsun? ABD’ye gidip ötmesin diye... Çünkü kime, ne kadar rüşvet verdiğini orada anlatacak. Anlatmazsa ömür boyu hapiste kalacak. Konuşacak orada, ABD’ye yerleşecek. İtirafçıların yararlandığı hakların tümünden yararlanmış olacak. Ondan sonra Türkiye’de neyin, ne olduğunu daha iyi anlamış olacağız.

YARGI BENİ HAKLI BULDU. FAİZİYLE BERABER 100 BİN LİRA FİLAN PARA ALACAĞIM: 

(28 Şubat mağduriyeti): Genel Müdürlük yaptığım dönemde, görevden aldığımız pek çok kişi veya beni istemeyen pek çok kişi; ihbarların yoğun olduğu dönemde, benimle ilgili de ihbarlar Başbakanlığa ve diğer yerlere gitti. Bunu ben FETÖ’nün bir gazetesi vardı o dönem, Bugün diye. O gazetede ben havaalanından Meclis’e gelirken Ulus’ta bir gazete büfesinin önünde gördüm. Kılıçdaroğlu diye sekiz sütuna manşet. Kocaman atılmış. Nedir bu diye baktık? Bir köşe yazısı. Köşe yazısında ben suçlanıyorum ve haksız yere suçlanıyorum. O gazeteci aleyhine dava açtım. Gazeteci mahkemede dedi ki ‘Benim iddiam değil Başbakanlığın iddiasıdır’. Ben o zaman yazının Başbakanlıktan istenmesini istedim. Rapor geldi. Raporun altına kırmızı yazılar vurulmuş, damgalı. Başbakanlık’tandır filan. Onun üzerine gazeteciyi bıraktım, doğrudan Başbakanlık aleyhine dava açtım. Bunların tamamı yalandır diye. Yaklaşık 8-9 yıl dava devam etti. Erdoğan kendi avukatlarını görevlendirdi. ‘FETÖ’nün iddiaları doğrudur’ diye. ‘Başbakanlığı iddiaları doğrudur’ diye. Sonunda yargı beni haklı buldu. Faiziyle beraber 100 bin lira filan para alacağım.

İĞNE İLE OYA YAPMAYA BENZİYOR: 

(Diğer partiler Kılıçdaroğlu’na ‘Cumhurbaşkanı adayı’ ol derse, Kılıçdaroğlu olur mu?): Teklif gelirse kaçınamazsınız. Bir yola çıktık. Yola çıktığımıza göre Türkiye’nin geleceğini yeniden inşa edeceğiz. Sadece ben mi, hayır. Beraber inşa edeceğiz. Güven veren birisinin olması lazım. Şöyle birisi olursa. Seçildi. ‘Oh ne kadar güzelmiş ya. Tek imza ile her şey oluyor. Nereden çıktı bu Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ derse ne olacak? Güveni vermek için Cumhurbaşkanı adayının yazılı bir deklarasyonu, liderlere vermesi lazım. Liderler ile arasında karşılıklı güvenin olması lazım. ‘Ben Cumhurbaşkanı olacağım’ demekle bu iş olmuyor. Bu iş iğne ile oya yapmak mı deniyor, ona benziyor. Oturacaksınız, bütün bunların hepsini, sadece ben değil, altı lider de oturup düşünecek. Cumhurbaşkanı adayının devlet aklının ne olduğunu bilmesi lazım. Devlet deneyiminin olması lazım.”

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: KILIÇDAROĞLU:, "BUGÜN, EMİNİM, MONTRÖ'NÜN, ÖNEMİNİ, ARTIK, ERDOĞAN, DA, ANLAMIŞTIR., VE, KANAL, İSTANBUL’U, DA, BİR, TARAFA, BIRAKACAKTIR",
Yorumlar
Haber Yazılımı