Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

Eşrefpaşalı Giritliler

Eşrefpaşalı Giritliler
Kemal Şendikici
Kemal Şendikici( guidekemal@hotmail.com )
1.302 views
12 Ağustos 2020 - 0:11

Özel Yazı : Kemal Şendikici (Araştırmacı-Yazar) – Övgü Şendikici (Tarihçi -Yazar)

Eşrefpaşalı Giritliler

Eşrefpaşa, bir semtten çok fazlasıdır.

Bu semt dedem gibi, babam gibi, benim gibi Eşrefpaşa’lı Giritliler için sıradan bir semtten ötedir.

Anavatanda ilk toprağımız, ilk ocağımız ve ilk kez kendimizi Girit’ten tahliye edildikten sonra bir yere ait hissettiğimiz yerdir.

Eşrefpaşa, Bayramyeri, Halil Rıfat Paşa, Çimentepe, Yağhane, Üçyol gibi İzmir semtleri, Değirmen Dağı ve Kadifekale’de kurulmuştu.

Bu bölgeler, 1924 mübadelesi sonrası yoğun nüfus almış göçmen yaşam alanlarıdır.

Eşrefpaşa, Değirmen dağı sırtlarında bir semt olup deniz gören güzide İzmir semtlerindendir.

Ferah ve rüzgâr alan bir coğrafyada bulunan semtin topografik olarak deniz kıyısından uzak olması, o zamanlar bölgeye ulaşımı ve nakliyatı zorlaştırmaktaydı.

Özellikle gayrimüslimler ve zengin yerli nüfus tarafından pek tercih edilen bir bölge olmamıştır.

Günümüzde çok kalabalık olan semtte, 1920’lerde boş alan ve ormanlıklar olduğu bir gerçekti.

Kente gelen göçmenlere bu yerler gösterilmiş, zaten çok fazla seçeneği olmayan zoraki misafirler, yeni evlerine tutunmaktan başka bir yol bulamamışlardı.

Adım Övgü Şendikici ve babam Kemal Şendikici, üçüncü kuşaktan Giritlidir. Girit’i hiç görmedi fakat hep kendisini o topraklara ait hissetti.

Bizler Girit’e nasıl geldik, kimdik, neden, nereden Girit’e gönderildik gibi derin sorular var, bu nedenle soy ağacımızı çıkarmak çok kolay olmadı.

Biz Şendikici ailesinin göç hikâyesini, mübadele öncesi ve mübadele sonrası diye ayırmak gerekiyor.

Dedem Hasan Basri, onun babası Hüseyin Kamil yani büyük dedem ve onun babası Hasan yani büyük büyük dedem hepsi birer Giritlidir.

Hasan dedem, Hüseyin Kamil dedem ve Hasam Basri dedem şu anda İzmir Karabağlardaki Paşa Köprü Mezarlığında birbirlerine seslenecek uzaklıkta uyuyorlar.

Girit’in 1669 yılındaki fethinin ardından, adayı Türkleştirmek için özellikle Osmanlı’ya sonradan ilhak olan Karamanoğlu beyliğine bağlı Yörüklerden oluşan toplulukların ve askerlerin adaya gönderildiğini biliyoruz.

Özellikle kadınsız Osmanlı erkeklerinin adaya gittiği ve adada kendilerine aileler kurarak kolonileştikleri biliniyor.

Kısacası Girit’e yerleşen Türk nüfusun çoğunluğu, Orta Anadolu Bölgesi’nden adaya yaşamaya gönderilen Yörükler ve Yeniçerilerdir.

Osmanlı halkı, adada kaldığı süre boyunca bölgede huzurlu bir şekilde yaşadı. Fransız ihtilali sonrası Yunanistan’da başlayan bağımsızlık hareketleri ve Mora isyanı gibi olaylar sonrasında Osmanlıdan ayrılan ilk halk, Yunanlılar olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’de kan kaybetmesi, siyasi oyunlar ve isyanlar sonrası Girit adası, geçirdiği 92 yıllık sürecin ardından 1908 yılında Osmanlı’dan ayrılmak zorunda kalmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun Girit’teki hâkimiyeti, bu tarihte sonlanır ve ada Yunanlara ilhak edilir. 1913 Londra Konferansında ise Girit tamamen kaybedilir.

Cumhuriyet’in ilan edilişinin ardından 1924’te iki ülke arasında mübadele adında karşılıklı nüfus değişimi anlaşması yapılacaktır.

Savaşlardaki nüfus kaybı, her iki devletin de büyük sorunudur. Özellikle Yunanistan, Ege ve Akdeniz’de sahip olduğu adalarda önemli bir nüfus eksikliğine sahiptir ve her iki ülkede vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak adına böyle bir anlaşmaya imza atarlar.

Adada yaşayan Türklere 1908 sonrası birlikte yaşadıkları Rumlar, sert davranmaya başlarlar.

Bu yüzden yıllarca birlikte yaşayan bu halkların artık eskisi gibi olması imkânsızdır. 1924 Mübadelesi Genç Türkiye Cumhuriyetinin yapmış olduğu en önemli göç hareketidir.

Başta Selanik, Girit ve Rodos gibi bölgelere Türk devleti tarafından gemiler gönderilerek, Türk aileler tahliye edilmeye başlanır ve Anadolu topraklarına getirilir.

Mübadelenin simge gemisi, Gülcemal’dir. Okyanusu aşıp Amerika kıtasına ilk giden Türk gemisi olan Gülcemal, defalarca Girit’e de gider.

Binlerce Osmanlı Giritlisini, başta İzmir olmak üzere Anadolu’nun, Mudanya, İstanbul, Çanakkale, Foça, Kuşadası, Fethiye, Marmaris gibi kasaba ve kentlerine teslim eder.

Şendikiciler de işte bu göçmen ailelerden biri olarak Hasan büyük dedemiz ve oğlu Hüseyin Kamil ile birlikte İzmir topraklarına gelirler.

Hanya’dan göç eden, Giritli Hasan dedemin Girit adasında bıraktığı bir kerpiç ev, ahır bir de küçük terzi dükkânı olduğunu biliyoruz.

Zaten mutlu terzi anlamına gelen Şendikici soyadının da nereden aldığımızın tek açıklaması bu olsa gerek.

Anadolu’da hiçbiri terzilik yapmasalar da göç zamanı gelince yanlarına sadece gerekli birkaç eşya ve boğça tarzı çantalarla İzmir’e geldiklerini biliyorum.

Gülcemal’in taşıdığı Giritliler, İzmir’de ilk olarak mahfuzhane denilen Urla açıklarındaki karantina adalarına getirildiler, burada salgın hastalıklara karşı aşı ve kontrolden geçtikten sonra kente bırakıldılar ve onlara yaşam alanları gösterildi.

Bugün de ismi Karantina olan Mithat Paşa Meslek Lisesi’nin hemen yanındaki sarı bina ve yanındaki hamamlar uzun süre kente yeni gelen göçmenleri kontrollü bir şekilde kente girmelerini sağladı.

Bu başarılı göç harekâtından sonra asimile olmak istemeyen tüm Osmanlı Giritlileri, Anadolu’nun çeşitli kentlerine dağıldılar.

Büyük Dedem Hasan, 1924 mübadelesi sonrası çok fazla yaşamamış, atalarını kaybetmelerinin ardından belki özlem, belki de ekonomik zorluklar, aileyi parçalamıştı.

Yine de genç yaşta kaybettiğimiz Büyük Amcam Kemal’in İstanbul’a gittiğini biliyorum fakat nasıl öldüğünü bilmiyorum.

Kader mahkûmu olarak yıllarca hapis yatan en küçükleri Büyük Amcam Coşkun da hapisten çıktıktan sonra ancak bir sene yaşayabilmiş.

Basmane’de bir otel odasında ölüp gittiğini Büyük Dedem Hasan, babama anlatmış.

Bütün dedelerimin en büyük ortak özelliği, hepsi çok iyi aşçı olmasıdır. Babamın babası Hasan dedemin de mesleği budur.

Evde en çok pişen yemek türü, sebze ve ot ağırlıklı yemekler ve mezelerdir. Tüm dedelerim içki içmeyi çok severlerdi. En büyük zevkleri, tüm aileyi bir araya getirerek bol otlu ve mezeli içki masaları kurmak ve saatlerce sohbet etmekti.

Babaların evde olduğu günler kadınlar izinli olurdu. Yani haftada bir gün, kadınları mutfağa sokmayan bir erkek günü yaşanırdı. Balıktan çok iyi anlayan Giritli atalarımın en sevdiği ot, semizotu, radika, ısırgan otu, kabak çiçeği, bakla ve şevketi bostandı. Aslında her türlü sebze ve otu seven bir ailem vardı.

Büyük Dedem Hasan’ın ne kadar katkısı var bilmiyorum ama Eşrefpaşa’nın en düz alanlarından biri olan 463 sokakta iki katlı bir ev yapacak kadar bir arsa alabilmişler. Tahminim o ki, ilk evleri düzayak ve tek katlıydı, sonraları çocuk sayısı arttıkça ikinci kat ve terası yaptıklarını düşünüyorum.

Büyük Dedem Hasan’ın oğlu Büyük Dedem Hüseyin Kamil’in beş kızı ve bir oğlu vardı. Kızlardan biri, Sakız adası göçmeni olan karısı Seher Hanım’ın yani büyükannemin ilk evliğinden olan kızıydı. Hüseyin Kamil dedem ilk evliliğini kocasını erken kaybetmiş olan dul bir kadın ile yapmıştı.

Eşrefpaşa 1930’larda, müstakil evlerin mantar gibi çoğaldığı büyük bir göçmen kasabasına dönüşmüştü, yollarda Girit Rumcası konuşan samimi, güler yüzlü insanlar çoktu.

Girit’ten veya Rodos’tan çok para getirenlerin evleri haliyle büyükçe ve daha konforluydu ama hepsinin ortak özelliği, tüm evlerin birbirine yakın ve müstakil olmasıydı.

Bu da komşuluk ilişkilerinin güçlenmesine sebep oluyordu.

Babam Kemal Şendikici, bu mahalle ve bu mütevazı evde, 1968 ve 1985 yılları arasında tam, 17 yıl yaşadı, Büyük Dedem Hüseyin Kamil, 1979 yılında öldü. Dedem Hasan Basri ise 2005 yılında öldü.

Şimdi kardeşim Hasan Ege ve babam Kemal Şendikici, bu Giritli ataerkil ailenin son erkek üyeleri.

Fakir ama gönlü zengin insanlardı, tek mal varlıkları her şeyi çıkma kapı ve pencere ile yapılmış iki katlı evleriydi. Parayı kolay harcarlardı, günü ve anı yaşarlardı.

Müziği, çocuklarına en iyisinden yedirip, giydirip, içirmeyi ve misafir ağırlamayı çok severlerdi. Hatta babam hep anlatırdı hiç unutmam, Eşrefpaşa caddesinin en işlek noktasında, camii yanında, büyük dedem bir esnaf lokantası açmış fakat eş dost akraba o kadar çok gelip gidip bedava yemek yiyormuş ki, en sonunda o lokanta batmış.

Zaten her yaptıkları iş pek sonuç vermezdi genelde zararla sonuçlanan birçok iş denemeleri sonrası emekli olan dedemin rahat bir nefes aldığını babam hep anlatır.

Giritli ailem, ne yazık ki evde hiç Girit’çe konuşmazmış, evde hep müzik olurmuş ve partiler düzenlenirmiş.

Çok canlı ve samimi komşuluk ilişkileri olduğu için her akşam sokakta eğlenceler olurmuş.

Bu eğlencelerin doruk noktası, Hıdırellez zamanıymış. 5 Mayıs akşamı sokağın ortasına devasa ateş yakılır, dilekler tutulur, mahallenin müzisyenleri canlı performanslar sergilermiş ve gündüzleri de mahallenin kadınları deniz kıyısına iner kâğıtlara yazdıkları dilekleri denize atarlarmış.

Mahallede zengin fakir ayrımı yokmuş, kimse fakirliği ve zenginliği birbirine hissettirmezmiş.

Babamın hiçbir zaman bisikleti olmamış fakat komşuları her zaman paylaştığı için bu eksikliği hissetmemiş.

Giritlilerin en büyük eğlencesi 1960 ve 1970’lerde açık hava sinemalarına gitmekti, Yeşilçam’ın ve Hint sinemasının doruk noktasında olduğu dönemlerde mahallemizde tam 4 açık hava sineması vardı.

Ferah Şenocak ve Bizim sinemaları her zaman dolup taşardı, film gösterileri öncesi başrol oyuncaları bazen halkla buluşur bu yüzden mahallede izdiham yaşanırdı.

Giritliler, Eşrefpaşa semtinin simge topluluğu oldular, Behlül kunduradan aldıkları önü sivri topuklu ayakkabıları, bol paçalı pantolonları ile erkekler mahallenin namus bekçileriydi, gelen geçen onlardan sorulurdu. Meyhanesi bol olan bir semti olsa da ve güvenlik açısından adı belalı bir semt olarak ünlense de, sadece semte zarar verecek olan unsurlara karşı belalı olan bir erkek toplumu yapısı vardı.

Herkes birebirinin ailesine, namusuna ve ahlakına kaşı saygılı idi. Erkek kız demeden tüm çocuklarına eşit davranan aile yapısı olan Girit ailelerinde, kızlarını evlendirmekten çok okutmaya çalışan bir çocuk yetiştirme kültürü vardı.

Okumayan oğlan veya erkek çocuğu erkenden çıraklık türü işlere gönderilse de genellikle bu durum yaz tatillerinde gerçekleşirdi.

Çocukların hayatın zorluklarını öğrenmeleri için korumacı bir aile yapısı yerine, dış hayata dönük bir çocuk yetiştirme tarzları vardı.

Yazları camilerdeki kuran kurslarına göndermek tüm aileler için olmazsa olmazdı. Gündüz camilerde elif be te se öğrenen çocuk, akşamları da babasının rakı masasında otururdu.

Çok renkli ve sınırları olmayan özgür bir yaşam tarzları vardı.

Çocuklar özgürdü her sokak her ev onlarındı, âdeta mahalleler arası sınır yoktu, sabahtan akşama kadar çocuklar, evlere yemek atıştırmak haricinde girmezdi, güvenlik problemi, sapıklık ve çocuk kaçırma gibi dertler yoktu.

Tüm çocuklar semtin ve mahallenin çocuklarıydı. Görünmeyen bir güvenlik kalkanı altında muhteşem bir çocukluk yaşadılar.

Herkes birbirinin dini yaşantısına ve siyasi görüşüne saygı duyardı. Giritliler, futbolu severdi semte yakın olması ve efsane takım olması nedeniyle İzmirspor ve Göztepe en sevilen takımlardı.

Ardından Atilla Spor ve Metin Oktay’ın doğduğu takım olan Damlacık Spor gibi takımlar geliyordu.

Giritliler her daim suyun öteki yanını özlediler, ilk gelen kuşaklar yeni hayatlarını kurmak için mücadele ettiler. Ne Türk oldular, ne de Rum… Arada kalan bir kuşak olarak hayatlarını sonlandırdılar.

 

İkinci kuşak Giritliler, Hasan dedemin kurmuş olduğu zemin üzerine daha iyi hayatlar ve eğitimli kuşaklar yetiştirmeye çalıştılar.

Hepsi birer ev sahibi olmaya ve ana vatanlarına daha bağlı olmaya çabaladılar. Eğitimli demokrat, dindar ve Atatürkçü kuşaklar yetiştirmek için gece gündüz çalıştılar.

İlk kuşaklar okuyamasa da okuyana ve başarılı olana saygı duydular ve şu anda üçüncü kuşak Giritliler, onların çocukları ve torunları, Kimi mimar, kimi doktor, kimi mühendis, kimi de ticaret adamı olarak vatanlarına faydalı oldular.

Ama hiçbiri, hiçbir zaman Giritli Kritikos olduğunu unutmadı ve Giritli olmakla gurur duydu. Suyun öteki yanının özlemi ile yaşadılar ve hala daha yaşıyorlar.

Bu makaleyi bana birlikte yazma şansını veren sevgili babam Kemal Şendikici’ye teşekkür ederim.

Dedem Hasan Basri Şendikici’nin aziz hatırısına

 

Fotoğraflar :

https://www.facebook.com/groups/1139968626185165

https://www.facebook.com/groups/900022400470057

https://www.facebook.com/groups/332734847448867

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.