Diva Büyük Bülent Ersoy'la Onur Akay'ın Özel Söyleşisi! - Yerelin SesiYerelin Sesi

6 Aralık 2021 - 05:33

Diva Büyük Bülent Ersoy’la Onur Akay’ın Özel Söyleşisi!

Diva Büyük Bülent Ersoy’la Onur Akay’ın Özel Söyleşisi!
Son Güncelleme :

24 Ekim 2021 - 14:44

reklam

Bugüne kadar yaptığım röportajlara hep sınava çalışır gibi hazırlandım ve araştırmalarımla söyleşi yaptığım kişiyle ilgili tam donanıma sahip oldum.

Ayrıca zor sorulardan da hiç kaçmadığım gibi, söyleşide adı geçen kişileri de her zaman aradım ve arzu ederlerse cevap hakkı verdim.

14 Ekim 2021 tarihinde OnurAkayMedya’da yayınlanan Mustafa Keser röportajımda, usta sanatçımız Sayın Keser’e, Diva Bülent Ersoy’la ilgili sorular sorunca, mutlaka usta sanatçımız Bülent Ersoy’u da aramam gerektiğini düşündüm ve Bülent Hanım’a da telefon ettim.

Sayın Ersoy’la uzun uzun sohbet ettik. Kendisine açıkladığım konularla ilgili araştırmalarımı anlattım ve yayınlamak üzere bazı sorular da sordum.

Bülent Ersoy ve Onur Akay…

Sunuculuğunu Türk sanat müziğinin yetiştirdiği iki değerli sanatçımız Diva Bülent Ersoy ve Mustafa Keser’in üstlendiği, Star TV’de yayınlanan “Benzemez Kimse Bize” isimli televizyon programı, iki bölüm sonra yayından kaldırılmıştı.

Sonrasında programın sunucularından Keser’in Ersoy hakkında yaptığı açıklamalar mahkemeye intikal etmiş, Bülent Ersoy tarafından Mustafa Keser’e 1 TL’lik tazminat davası açılmıştı.

Ayrıca Diva, yapımcılığını Bilal Özbilge’nin, sunuculuğunu ise Seren Serengil, Bircan Bali ve Deniz Akkaya’nın yaptığı, Beyaz TV ekranlarında yayınlanan Söylemezsem Olmaz isimli magazin programına konuk olmuş ve Keser’in açıklamalarına tek tek cevap vermişti.

Bülent Ersoy, Söylemezsem Olmaz ekibi ile…

Bende yaşanan bu gelişmeler sonrasında Mustafa Keser’le bir röportaj yaptım.

Röportajda şu konuya da değinmiştim. Ben, Bülent Ersoy’un da kazandığı eski adı ile Belediye Konservatuvarı olan ve şimdiki adı ile İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Musikisi Nazariyatı Bölümü’nde altı sene okudum. Daha sonra da Haliç Üniversitesi Konservatuvar Fakültesi Türk Musikisi Ses Eğitimi Bölümü’nden mezun oldum. Bülent Hanım da o zaman ki adı ile Belediye Konservatuvarı’nı, değerli bestekar Coşkun Sabah’la birlikte kazanmış. O dönemde Konservatuvarda Bülent Hanım’a da hocalık yapan ve hala hayatta olan hocaların hocası Süheyla Altmışdört, Bülent Ersoy için solfejinin çok iyi olduğunu, ben öğrenciyken tüm sınıfa anlatırdı. Süheyla Hanım, üstüne basa basa Bülent Hanım solfejde üstün başarı gösteriyordu derken, yine okulun diğer hocası büyük nazariyatçı İsmail Hakkı Özkan, sınıftaki sohbetlerimizde Müzeyyen Senar’ın radyoda okuduğu gençlik yıllarını çok beğendiğini, ancak Senar’ın sahneki tavrını beğenmediğini söylerdi. Tabii ki Zeki Müren ve Bülent Ersoy da ilk yıllarında, Müzeyyen Senar tavrından etkilenmiş ve o ekolü devam ettirerek sahnelerde büyük dikkat çekmiş ve meşhur olmuşlardı. Nazariyatçı Hakkı Bey de ondan dolayı Müren ve Ersoy’u dinlemeyin derdi. Hakkı Hoca aslında Müzeyyen Senar tavrına karşıydı. Ancak ben yirmi dört saat Bülent Ersoy dinlemekten hiç vazgeçmemiştim ve benim de tavrım Bülent Hanım’a benzediği için, konservatuvarda notlarım çok yüksek olsa da bana da zaman zaman piyasacı derdi. Ta ki bir makam terkib ettiğimi ve o makamdan takım bestelediğimi görene dek… İlerleyen yıllarda yazdığım “Türk Musikisinde Makamların Oluşması ve Seyir Tekniği” isimli kitabıma bir sunum yazısı bile yazan Hakkı Hoca, ayrıca Bülent Hanım’ın konservatuvarda 6 ay okuduğunu ve Müzeyyen Senar tavrı nedeni ile okulla ilişiğinin kesildiğini sınıfta bizlere söylemişti. Mustafa Keser’le yaptığım röportajda bu konu açılınca, bende o dönemdeki bazı önemli hocalara ulaştım ve olayın öyle olmadığını, Bülent Ersoy’un kendi isteği ile altı ay sonra okulu bıraktığını öğrendim. Öğrencilik yıllarımızda okul arkadaşlarımızla, bize Müren ve Ersoy’u dinlemeyin diyen İsmail Hakkı Özkan Hocamıza, yaşımız küçük olduğu için düşünemeyip yapılmaması gereken bir şey yapmıştık. İkinci sınıfta okuyorduk ve konservatuvara giriş sınavları vardı. Çok yetenekli bir arkadaşımız da sınavlara hazırlanmış ve heyecanla sınav gününü bekliyordu. Bazı sanatçılar okula girmek isteyen öğrencilerle okula gelir, hocaları o öğrencilerle tanıştırırlardı. Biz de o günkü aklımızla güya arkadaşımıza torpil yapmak adına, aynı zamanda bölüm başkanı olan İsmail Hakkı Özkan’ı kim ararsa dikkate alır diye düşündük. Benim sesim de Bülent Ersoy’a benzediği için arkadaşlarım sen ara dedi. Bende Bülent Ersoy taklidi ile Hakkı Hocayı telefonla aradım. Bülent Hanım’ın sesiyle, “Hocam nasılsınız? Ben Bülent Ersoy. Şahsınıza namütenahi saygılarımı sunuyorum, lütfen kabul ediniz.” deyince, Bülent Ersoy’u dinlemeyin diyen Hakkı Hoca gitti, sanki yerine Bülent Ersoy’a karşı ceketini ilikleyerek konuşan ve saygı duruşunda duran bir İsmail Hakkı Özkan gelmişti. O arkadaşımızdan bahsettik ve “Daha dikkatle dinlerim Bülent.” dedi. Zaten o arkadaşımız çok yetenekliydi ve kazanamaması imkansızdı. Hakkı Hoca kesinlikle torpil yapacak biri de değildi. Arkadaşımızı belki sınavda daha dikkatle dinlemiş olabilir ama kendi hakkı ile kazanmıştı. Fakat Hakkı Hocanın Bülent Ersoy karşısındaki bu değişen tavrıda, bende büyük bir anekdotdur.
Yine zaman zaman telefonda yaptığım bu Bülent Ersoy taklitleriyle, Bülent Hanım’ın güya okuma tavrını beğenmediğini ortamlarda konuşan, ama Bülent Ersoy’un bir bestesini yorumlaması için ne taklalar atan bestekarlar da gördüm.
Küçüklük yıllarımda yaptığım Bülent Ersoy taklidi ile neler neler yaşadığımı, “Görmeden Sevmek” isimli kitabımda anlattım ama bir gün, başka bir köşe yazımda da sizlere anlatırım inşallah.
Yazarlık hayatımda ise herkesi ayrı ayrı dinledim. Hem Mustafa Keser’le yaptığım röportaj nedeniyle, hem de yukarıda sizlere anlattığım olayları Bülent Hanım’a da çok anlatmak istediğimden, dün efsane sanatçı Bülent Ersoy’u aradım. Hatta Sayın Ersoy, aradığımda uyuyordu. Ben Onur Akay dedim. Laf lafı açtı ve uzun bir konuşma yapıldı.

Bülent Ersoy ve Onur Akay’ın selfiesi…

Önce, Bülent Hanım’ın 2016 yılında tarafıma açtığı ve bu sene son bulan 50 bin TL’lik tazminat davasını konuştuk. Bülent Hanım, “Aslında ben bu davayı çoktan kapatmıştım. Avukatlarım sürdürmüş, haberim yoktu.” dedi. Bende, paylaştığım fotoğraf için basına verdiğim röportajlarda ve konuk olduğum magazin programlarında çok kez kendisinden özür dilemiştim ama bir kez daha yüzüne karşı özür dileyerek, ellerinden öptüğümü söyledim ve helalleştik.

Sonra yukarıda anlattığım ve İsmail Hakkı Özkan’ın konservatuvarda bizlere anlattığı olayın aslını öğrendiğimi kendisine söyledim. Bülent Hanım da konservatuvardan altı ay sonra kendi isteği ile ayrıldığını ve daha sonra musiki eğitimine büyük hocalarla usta çırak ilişkisi içinde devam ettiğini doğruladı.

Onur Akay: Bülent Hanım, Mustafa Keser’le yaptığım röportajda da yazdığım o konu, Hakkı Hoca’nın bize anlattığı gibi değilmiş. Bazı hocalara ulaştım ve sizin konservatuvarda altı ay okuduktan sonra kendi isteğinizle bıraktığınızı söylediler. Yani okulla ilişiğiniz kesilmemiş.

Bülent Ersoy: Muhakak ki senin gibi araştırmacı, neticeyi bulan kişiler çok daha kolay yakalarlar. Sen zaten altını üstüne getirir yazarsın, çok cevvalsin. Ayol beş dakika içinde ölü haberi veriyorsun, nereden duyuyorsan! Bunlarımı öğrenemeyeceksin… Doğrusunu öğrenmişsin bu da sana yakışır. Onur’cuğum, sende musiki ile iç içesin, mektebinde okumuşsun, iyi bilirsin. Kaç tane takım geçiyorlar Allah aşkına? Bir insan Müzeyyen Senar üsluplu diye mektepten atılmaz. Mektepten atılmanın bazı şartları vardır. Ahlaka mugayir hareketlerde bulunursunuz ve ahlak dışı hareketler nedeni ile de kurul toplanır. Ya efendim bir şekilde affa gider, ya da mekteple ilişiği kesilir. Hoca yanlışlık yapmış. Siz hoca ile görüşüyorsunuz, söyleyin belki hatırlar.

Onur Akay: Sizi, sizin Müzeyyen Senar’ı sevdiğiniz gibi çok seviyorum…

Bülent Ersoy: Zaten benim gibi okuyorsun ayol.

Tabii Hakkı Hoca 2010 yılında vefat etmişti. O yıllarda medya ölümüne geniş yer vermediği için, Bülent Hanım da hocasının ölümünü duymamıştı ve on bir yıl sonra benden öğrenecekti. Ben söyleyince Bülent Hanım birden çığlık attı ve ağlamaya başladı. Bende hemen yukarıda yazdığım İsmail Hakkı Özkan’a yaptığım Bülent Ersoy şakasını, telefonda Bülent Ersoy’un kendisine de yaptım. Bülent Ersoy’un karşısında Bülent Ersoy gibi konuşuyordum. Bülent Hanım konservatuvardaki hocama şaka yaptığım için, “Kaldın kaldın sınıfta… Ay öleceğim…” diyerek o meşhur kahkahasını attı.

Daha sonra Bülent Hanım, hocasının ölüm haberini de benden duyunca, benim duyurduğum ölüm haberlerine ve “Felaket Tellalı” lakabıma takıldı ve bu sefer kahkahalar havada uçuştu.

“HAKKINIZI HELAL EDİN”

Bülent Ersoy: Sizin arkanızdan hep şey derim. Hakkınızı helal edin. Ayol kara haberci… Nerede ölü var, anında, daha kaldırılmadan haber veriyor diye. Kim ölmüş on gün sonra çıkıyor piyasaya siz olmasanız. Anında mesela yakınlarına telefon açıyorum, Onur Akay’dan duydum, okudum. Nasıl oldu diyorum. Daha zaten beş dakika oldu diyorlar. Felaket Tellalı vallahi bu. Öyle diyordum. Ayol bu çocuk nereden duyuyor? Anlaşılamaz! Daha beş dakika olmuş öleli Felaket Tellalı ayol… Senin adın bizde kara haberci… Anında! Adamı daha yeni sarıyorlar ya da kadını neyse, bir bakıyorum bizim oğlan yazmış.

Onur Akay: Allah bütün sanatçılarımıza uzun ömürler versin de yazmayayım inşallah.

Bülent Ersoy: Amin.

Onur Akay: Sizi de Allah başımızdan eksik etmesin Bülent Hanım.

Bülent Ersoy: Beni de siz kaldıracaksınız artık.

Onur Akay: Allah korusun, Allah uzun ömürler versin Bülent Hanım. Peki neden konservatuvarı bıraktınız?

KONSERVATUVARI DEĞİL, USTA ÇIRAK İLİŞKİSİNİ SEÇTİ!

Bülent Ersoy: İnci Çayırlı da dahil olmak üzere konservatuvar okumadı. İnci Hanım Allah rahmet eylesin, Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde okudu. Emin Bey’in talebesiydi. Ben Rıdvan Aytan’ın talebesiyim. Efendim çok büyük bir repertuvar hocasıydı.

Onur Akay: Kadıköy’de diğ mi Bülent Hanım?

Bülent Ersoy: Kadıköy Musiki Derneği çocuğum. Ondan sonra Melahat Pars hocam oldu. Hepsi rahmetli oldular. Efendim Mefaret Yıldırım ve Radife Erten hocalarımdı.

Onur Akay: Nur içinde yatsınlar çok büyük hocalardı.
Bülent Ersoy: Siz daha iyi anlarsınız aynı kandan olduğumuz için. Usta çırak ilişkileri vardır.

Onur Akay: En önemlisi…

Bülent Ersoy: Onlar çok önemlidir. Mesela Alaeddin Yavaşça derdi ki, “Ben Zeki Arif Ataergin’in talebesiyim ve Zeki Arif’ten birinci ağızdan bunları geçtim. Bunun burası bu şekilde okunacak. Nota ayrı ama kendisi böyle okurdu, onun için böyle okuyacaksınız.” derdi. Efendim, illa ki musikide bilinçli olmak, dolu olmak, efendim donanımlı olmak için, konservatuvar şart değildir. Zeki Müren de konservatuvar okumadı.

Bülent Ersoy Zeki Müren ile…

Onur Akay: Konservatuvarda sizinde hocanız olan hocaların hocası Süheyla Altmışdört, sınıfta sizin solfejinizin muhteşem olduğundan bahsederdi.

Bülent Ersoy: Geçmiş olsun El Fatiha…. Batı müziği solfejinde, Türk müziği solfejinde ben öyle bir sağlam okurdum, anında. Oku Bülent derlerdi çatır çatır okurdum.

“1 LİRALIK DAVAYA LAYIK”

Onur Akay: Mustafa Keser’e neden 1 TL’lik tazminat davası açtınız?

Bülent Ersoy: Bu adamın söyledikleri son derece abesle iştigal. Beyan ettiğim halde hala daha konuşabilmek tavrında bulunabiliyor. Bu yaşanılanlar güzel mi? Bunlar çok yanlış şeyler. Bir sanatkarın bir sanatkara bu kadar saldırışı. O Keser bence gömüldü. Terbiye kurallarını çiğneyişiyle o gömüldü. O istediği kadar artık konuşsun. Ben bundan sonra hiçbir şekilde ona cevap vermem. Çünkü zaten kendisini efendim, bir şahsiyet olarak kabul etmiyorum. Benim anladığım manada derli toplu bir kişilik olarak kabul etmiyorum ve onun içindir ki zaten fazla konuşmaya da gerek yok. Hayatımdaki bir insana yapılacak en büyük hakareti içeren, bir liralık bir dava açtım kendisine. O bir liralık davaya layık.

Onur Akay: Mustafa Keser bana yaptığı açıklamada, “Polat Yağcı her şeye şahit, o çıksın konuşsun.” dedi.

Bülent Ersoy: Evet Polat Yağcı her şeye şahit. Orada herkes gördü, duydu ve benim acı acı gülüşüme şahit. Ondan sonra da Polat Bey’e dedim ki, biz bir arada olamayız. Çünkü terbiye kurallarını epey bir zorlayan tavra sahip bu bey. Ben yapamam… Ama ne yazık ki imzalar atılmış olduktan sonra büyük cezai şartlar vardı.

“ARKAMDA TEF ÇALIYORDU”

Onur Akay: Mustafa Keser’le daha önceki yıllarda çalıştınız mı?

Bülent Ersoy: Benim arkamda tef çalıyordu İzmir Fuarı’nda.

Onur Akay: Söylemezsem Olmaz’da bir gazino afişi gösterdiniz ve Müzeyyen Senar sizin alt kadronuzda yer alıyordu. Ben bu konuyu araştırdığımda, gazino patronlarının Müzeyyen Hanım’a sizin alt kadronuzda çıkması için çift yevmiye verdiğini söylüyorlar.

Bülent Ersoy: Hayır hiç alakası yok. Asla! İnsan çift yevmiye için kariyerinden vazgeçer mi?

 

Onur Akay: Zeki Müren’in de meşhur olmasına Müzeyyen Senar vesile oluyor…

Bülent Ersoy: Perihan Altındağ’ın bir gün sesi kısılıyor, Müzeyyen Hanım da, “Bursa’da bir çocuk var onu çağıralım.” diyor ve Zeki Müren’i oradan getiriyorlar ve okutuyorlar radyoda.

Onur Akay: Ve de dikkat çekiyor…

Bülent Ersoy: Dikkat çekiyor… Aynı Müzeyyen tavrı, o gençlik sesi Müzeyyen ablanın. Fahire Fersan ve Refik Fersan bundan biraz rahatsız oluyorlar. Koyu klasikçi oldukları için. Biraz o tavırdan rahatsız oluyorlar falan. Sonra günler geçiyor ve imtihan edilme durumu hasıl oluyor. Efendim, o imtihanda, beni diyor, imtihan edecek kimse daha anasının karnından doğmadı diyor Zeki Bey.

Onur Akay: İnşallah yanınıza geleceğim ve kitaplarımı size hediye edeceğim. TRT repertuvarındaki şiirlerimi, bestelerimi, fotoğraflı anılarımı ve içinde sizinle de olan efsane sanatçılarla yaptığım röportajlarımı topladığım, “Görmeden Sevmek” isimli kitabımı size ithaf ettim zaten.

Onur Akay’ın, “Görmeden Sevmek” isimli kitabının ilk sayfası…

Bülent Ersoy: Bekliyorum muhakak, başımla beraber.

Sayın Ersoy’un bu röportajımızda andığı, konservatuvarda hocam olan, hem de Bülent Hanım’ın da hocası, Türk musikisinin yaşayan en değerli bestekarlarından ve hocaların hocası Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça, Bülent İpek’e verdiği bir röportajda Diva Bülent Ersoy’u şu sözlerle anlatıyor: “Bülent Türk musikisini bilerek okur. O sahnedekilerin içinde müzik ve nota bilgisi açısından en dolu olanıdır.”

Büyük Bülent Ersoy’a bu özel söyleşi için çok teşekkür ediyorum ve diyorum ki, sizi de sınav yapacak daha anasının karnından doğmadı. Sınav demişken, musikide bazı nazari bilgiler tazelenmedikçe unutulabilir, eserler okunmadıkça unutulabilir, ancak sizi sınava davet edenlerin aklına önce, sizin beton gibi o sesiniz gelmelidir. Hatta, “Bülent Ersoy’un beton gibi sesi vardır.” cümlesini de Haliç Üniversitesi’nde okurken, bir sınavda Yrd. Doç. Çetin Körükçü hocamdan duymuştum. Bundan sonrası sizin de dediğiniz gibi geçmiş olsun, El Fatiha…

12 Ekim 2021 tarihli köşe yazımda yayınladığım bir araştırmamı, bu söyleşide bir kez daha yayınlayarak, OnurAkayMedya’nın siz müstesna okuyucularına en derin sevgilerimi sunuyorum.

Diva Bülent Ersoy gerçek bir ses profesörü!

Mustafa Keser, YouTube kanalında yayınladığı videoda, Bülent Ersoy’un 1997 yılında aldığı ‘Uluslararası Montu Merid Müzik Doktoru’ unvanı ile ilgili de konuşmuştu. Keser, “Ses profersörlüğü gibi bir meslek mi var? Efendim, Japonya’nın bilmem hangi laboratuvarında test olmuş da filan. Yalan böyle bir şey yok. Bu söyledikleri laboratuvarlar kulak burun boğaz merkezleri.” ifadelerini kullanmıştı.

Ancak bu ödül Mustafa Keser’in anlattığı gibi öyle basit bir şey değil. Bu ödülü dünyanın sayılı müzik adamları veriyor ve bende Mustafa Keser’in bu açıklamasını, Uluslararası Montu Ödül Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat’a sordum. Aynı zamanda bu ödüllerin jüri başkanı olan ses bilimci Sürat, “Dörtlü, artık dörtlü, yedili ve artık yedili aralıklarda detone olmama, üstün becerileri ve halkın müzik zevkini eğitmeye yönleri açısından bu belge tanzim edilip takdim edilmiştir. Bülent Ersoy bu yetenek ve eğitsel üstünlüklere sahiptir.” ifadelerini kullandı.

Japonya’da bir ses laboratuvarında yapılan bu bilimsel araştırmanın sonuçları ABD ve Fransa’da da test ediliyormuş. Laboratuvarda ses teknisyenleri, eserlerden rastgele bölümler seçerek, icracıların doğru ses basıp basmadıklarını kontrol ediyorlarmış. Bir solistin bir eser içinde kullandığı bazı notaları peşpeşe bilgisayara girip, saniyedeki titreşim sayısına bakarak ses frekansları ölçülüyormuş. İyi bir icracıdan örneğin tüm ‘re’ notalarını aynı frekansta basması beklendiğinden, incelenen sanatçılara 100 üzerinden bir puan veriliyormuş. Bülent Ersoy’un geniş entervalli ve yüksek volümlü sesi, bu ses laboratuvarlarında yapılan tüm testler sonucu 100 puan alarak yüzde yüz kusursuz bulunmuş.

Sezen Aksu ve Tarkan 30 puanın altında kalmış. Muazzez Abacı ve Ebru Gündeş 80 puanda kalmış.

Bülent Ersoy, Müslüm Gürses ve Kibariye’nin ise yüzde yüz kusursuz ses çıkardığı kanıtlanmış.

Onur Akay Medyadan Alınmıştır.

 

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.