Yerelin Sesi

Çılgın bir kadının aşkı ve Praksiteles

Çılgın bir kadının aşkı ve Praksiteles
24 Haziran 2020 - 12:15

Yazan: Mehmet GÜLÜMSER

Çılgın bir kadının aşkı ve Praksiteles

Eleusis, Atina’ya 18 km. uzaklıkta oldukça küçük, ama şirin bir liman kentiydi. Baharla birlikte tabiat coşar her taraf yemyeşil olurdu. Her gün gökyüzüyle, tabiatın yeşilliği buluşur ve denizin yüzünde ayrı bir renk oluştururdu. Hele güneş çekilip karanlığın çöktüğü akşam saatlerinde, deniz mavilikten laciverte dönüşürdü ya işte o anın seyrine doyum olmazdı. Bu zümrüt yeşili kent, Atina kadar da ünlüydü. Kentin ünü senede iki defa ana-kız Demeter ve Persefone için yapılan o muhteşem dinsel festivallerden ileri geliyordu. Bahar aylarında yapılana küçük, sonbaharda yapılana da büyük şenlik diye adlandırılan bu festivale tüm çevre iller zevkle koşardı. Hele Atinalılar, işi gücü bırakıp Eleusis’a akın ederdi.

Tarikat mensupları, festival sonunda öteki dünyada huzur içinde yaşam hakkı kazandıklarına inanırlardı. Ama halk için dokuz gün süren büyük festivale katılmak, her ritüeli birlikte yaşamak, onlar için olmazsa olmazdı. Burada Demeter, Persefone ve Hades ile birlikte üçleme yapılırdı. Demeter’den yeryüzünde bereket, yeraltı dünya tanrısı Hades’ten de öteki dünyada hoş yaşamak için el almak isterlerdi.

Demeter, Zeus ile evliyken Persefone adında bir kızları olur. Persefone, serpilip alımlı bir genç kız olunca yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılır. Kızının yokluğuna dayanamayan bereket tanrıçası Demeter, yemeden içmeden kesilir. Üzüntüden tabiatla ilgilenmez. Baba Zeus, bakar ki dünyanın doğa döngüsü kötüye gidecek. Hemen araya girer ve Hades’le bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre, Persefone kışın altı ay Hades’in yanında yeraltında, 6 ay da annesi Demeter’in yanında dünyada kalacaktır. Şenliklerin yapılış tarihleri Persefone’nin dünyaya gelişi ve yeraltına gidiş günleri, hesaplanarak tespit edilmiştir. Festivalin dokuz gün sürmesi ise Demeter’in kızını 9 gün dokuz gece dünyanın her tarafında aramasına bağlanır. Onun kızını hiç bir yerde bulamayıp umutsuzca beklediği ve tekrar kavuştuğu yer Eleusis olduğu için de burası kült merkezi olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle tarikatın büyük tapınağı Telestirion buraya inşa edilince tüm şenlikler ve dini ritüeller doğal olarak burada yapılıyordu.

Eylül ayının son haftalarında büyük tören hazırlıkları tüm hızıyla sürerken, kent çiçeklerle süslenmiş, halk törende giyecekleri giysilerini bile hazırlamıştı. Ve tören komitesi başlama startını verdiğinde, halk da kutsal yol dedikleri Atina Eleusi arasında yürümeye başlarlardı. Kollarında küçük bir sepet içinde tanrıçaya sunmak adına minik bir hediye taşırlardı. Kente vardıklarında çeşitli ritüeller gerçekleştirirlerdi. Tarikata bağlı olanlar, oruç bile tutarlarmış. Normal halk, (telestrion) tapınaktaki gizemli tarikat toplantılara katılamaz sadece seçilmiş tarikat üyeleri tapınağa alınır, onlara kutsal sular içirilir, içerde olanlara kimseye söylenmeyecek diye de yeminler ettirilirdi. O tapınakta neler olduğu ne yapıldığı bu güne kadar açıklanmadığı için günümüzde hiçbir şey bilinmiyor. Şimdiye kadar bu konudaki tüm söylemlerin hepsi bu nedenle teori olarak kalmıştır.

2500 yıl önce Çırılçıplak Soyunan Kadın

Halk için en önemli gün ve ritüel, genç kadınların denize yarı çıplak girdikleri gündü. Herkes o günü iple çekerdi. Bayanlar yanlarında getirdikleri küçük domuzları önce güzelce yıkarlar, sonra onlar kurban ettirilir ve kanları da bekleyen halkın üzerine serpilirdi. Ve de en sonunda da coşkuyla denize girilirdi. Bu ritüelin ana düşüncesi bir çeşit kötülüklerden, günahlardan arınmaydı.

İşte bu günü dört gözle bekleyenler arasında bir çılgın kadın da vardı. Adı Pryne (Firini)

O Tespiae’de iyi bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Genç kızlığında ailesinden iyi bir eğitim almış ve entellektüel bir yapısı vardı. Hayalinde hep büyük bir kentte daha özgür yaşama arzusuyla doluydu. Zamanı gelince de Atina’ya kapağı attı. Kültürel fazlalığı, cazibesi, onu kentin yükseklerinde aranan bir sohbet kadını yapmıştı. Her toplantıda, ‘acaba ondan bir şeyler kapar mıyım?’ diye etrafında pervane gibi dolanan erkekler pek çoktu. Nice nice zengin ve ünlü sevgilileri olmuştu.

Bu günkü anlamda tam bir Pretty Women idi. Parası olan herkesle değil istediği kişilerle beraber olurdu. Seçilmiş bir kadın olmak, onu çok zengin yapmıştı. Güzeldi, akıllıydı, zengindi ve güçlüydü. Gezmeyi, tozmayı sever, şenlikleri hiç kaçırmazdı.

İşte, bu kez de yolu festival için Eleusis’e düşmüştü. Kalabalığın arasına kendini atıverdi. Herkesle birlikte dans edip şarkılar söylüyor, festivalin coşkusuna kendini iyice kaptırmıştı.

Tören başlamış ilahilerle kalabalık bir araya gelmiş, konuşmalar yapılmış, gösteriler icra edilmişti. Akşama doğru şenliklerin sonunda kadınların denize girme zamanı gelmişti. Seçilmiş genç körpe kadınlar, teker teker denize girerken, Pryne “işte zamanı” deyip kendini meydanın ortasındaki kadınların arasına katmış ve üstündeki giysilerini teker teker çıkarıp etrafa yavaş yavaş atmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamayan ahali, diğer kadınları bırakıp onu hayretle seyretmeye başlamıştı. Bu çılgın kadını daha yakından görmek isteyenlerin kimileri, ağaçların üzerine, kimileri de bankların üstüne çıkmıştı. Herkes onun sadece göğüslerini açacağını sanırken o şimdiye kadar yapılamayanı yapmış, herkesin gözü önünde anadan doğma çırılçıplak soyunmuştu. Yıllarca süren bu festivallerde ne böyle bir şey yaşanmış ne de duyulmuştu ve de bu bir ilk idi.

Halk mı; tanrıça tadında bir vücuda sahip bu güzelliği görmekten öyle mutluydu ki birbirine sarılan mı dersin, yüksek sesle şarkılar söyleyen mi dersin. Gördükleri karşısında herkes kendinden geçmişti. O an o güzelliği seyreden gözler arasında, tanrıların heykellerini yapan Büyük İskender’in ressamı Apelles le birlikte ünlü bir heykeltraşı da vardı.

O kim mi? Praksiteles

Hemen kalabalığın arasından sıyrılıp bu güzellik yanına geldi, uzun ceketini çıkarıp çılgın Pryne’yi sarıp sarmalayıp kollarının altına aldı.
Sonra da kulağına eğilip “sen o kadar hoş bir kadınsın ki Afrodit kadar güzel ve şuhsun” dedi. Pryne’nin gururu, bir yakışıklı adam tarafından okşanmıştı. Adam onu kalabalığı yararak ilerdeki meyhaneye çekti. İçecek bir şeyler ikram etti. Kadının heyecanını ellerinden sıkıca tutarak gidermeye çalıştı. Artık Pryne (Firini) rahatlamış ikili arasında ki sohbet koyulaşmış ve heyecanı yüksek bir gün, her ikisinin de yeni kaderi olmuştu. O günden itibaren artık beraber idiler. Genç adam Knidos’a döneceğini ona söylediğinde hiç düşünmeden onunla birlikte geleceğini haykırdı. Çünkü bu beyefendiyi gerçekten sevmiş, başkalarında bulamadıklarını bu gizemli adamda bulmuştu. Güzel kadın Pryne, kesin kararlıydı onu kaybetmek istemiyor ve onunla birlikte yeni dünyalara yelken açmak istiyordu. Ve dediğini de yapıp, onunla birlikte antik kent Knidos’a kadar geldi.

Dönüş yolunda bir yangınla harap olan Efes Artemis tapınağını ziyaret ettiler. Kos’lular ünlü heykeltraş Praksiteles’i orada görünce ondan kendileri için bir Afrodite heykelini yapmasını arzuladılar. Teklif güzeldi, anlaşmalar yapıldı. İşe koyulmak için Knidos’a dönüldü.

Atölyeler kuruldu Paros mermeri ısmarlandı. Sipariş edilen mermerler gelince Praxiletes çalışmaya koyuldu. Model kim olacaktı, hangi beden ölçülere göre afrodite heykeli yapılacaktı. Bu soruların cevabını o Eleusis’de Pryne’yi görünce vermişti. Onun kulağına ‘sen Afrodit kadar güzelsin’ dememiş miydi? Artık sevdiği kadın onun Afrodit’iydi. Her gün bu dünya güzeli kadını karşısına alıp mermeri yontmaya başladı.

Ve bir ilk de Praksiteles gerçekleştirecekti.
Onun zamanına kadar antik dünyada Afrodit hep yarı çıplak sunulmuştu;
Göğüslerinin bir bölümü açık, belden aşağısı ise ipek bir şal-etekle kapalıydı. Ama o ise bu kez iki tane Afrodit Heykeli yapmış ,birincisi beline kadar yarı açık, diğeri çırılçıplak aynı Eleusis’deki sevgilisi Pryne gibi. Kos’lular biraz tutucu olunca çıplak olanı değil de yarı çıplak olanı aldılar. Knidoslular ise “onlara uymayan bize uyar” deyip diğerini aldılar. İyi de yapmışlardı. Şehrin en güzel yerine diktiler. O güzergahtan tekneyle seyahat edenler, bu muhteşem heykel görüyor ve ona yakından bakmak için Knidos’a dümen kırıyorlardı. Heykelin ünü dünyaya yayılmış, Knidos’a tekne turları bile düzenlenmişti. Afrodit heykelini görmeye binlerce insan Knidos’a akın edince, şehir ekonomisi bu heykelle uçmuştu. Tanrıça heykel turizmi sayesinde kazançlar oldukça artmıştı.
Bu gün bile dünyada Knidos Afrodit’i diye anılan çıplak heykeller müzeleri süslemekte.

Bunların hangisi orijinal derseniz?

Yıllarca Knidos’u süsleyen bu heykeli bizanslılar İstanbul’a getirir. Yerebatan Sarayı’na yakın Lausus sarayında sergilenir ama çıkan bir yangınla diğer eserler gibi o da yok olup gider. Bugün dünya müzelerini süsleyen o çıplak Afrodit heykelleri maalesef başka heykeltıraşlar tarafından daha sonra yapılan replikleridir. Gördüğünüz gibi bazen bazı yapılan çılgınlıklar insanların kaderini nasıl da değiştiriyor. Onların ortaya koyduğu ilkler sayesinde dünya her ikisini ve aşklarını bugün bile hala anlatıyor.

Dünya müzelerinde göreceğiniz her Afrodit heykelinde Praxiteles’i, Pryne’nin aşkını ve bu yazıyı hatırlayınız.
Son olarak size bir önemli not vereyim.
Görülmeye değer küçük ama ilginç bir terracotta Afrodit figürü Çanakkale Truva Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Ama sizden iki isteğim olacak :
Birincisi, en kısa zamanda Datça da birkaç gün konaklayın ve o büyük aşkın geçtiği Knidos’u doya doya ziyaret edip o muhteşem gün batımını da izleyip fotoğraflamayı unutmayın.
İkinci olarak kasım ayında Knidos antik kentini geniş bir şekilde bir dergide de yazacağım, beni takip edin ve okuyun derim.
Hoş kalın, hoşça kalın.
Mayıs 2020
Mehmet Gülümser

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.