Yerelin Sesi

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

Bergama Müzesindeki 15 Özel Eser

Bergama Müzesindeki 15 Özel Eser
Mehmet Gülümser
Mehmet Gülümser( mehmetgulumser@yerelinsesi.com )
1.244 views
16 Mart 2021 - 9:29

Yazar: Mehmet Gülümser

Bergama Müzesindeki 15 Özel Eser

(Bu yazı Cumhuriyetin çalışkan insanlarına armağanımdır)
Yıllarca severek yaşadığım bu kentin arkeoloji müzesini bugün bile her gezdiğimde müthiş heyecan duyarım. Nedenini kendime hep sormuşumdur. Neden acaba diye ? Bu soruya 3 aşamada cevap buluyorum.

Birincisi, turizme olan sevda ateşim bu güne kadar hiç sönmedi. Ve İddia ederim ki, aradan yıllar geçse de aynı heyecanım hiç sönmeyecek.

İkincisi, müzemizin içerisinde görülmeye değer her döneme ait çok sayıda nadide eser bulunmaktadır.

Üçüncü olarak da müzemiz kurulurken, Vali Kazım Dirik Paşa ve Osman Bayatlı’nın çalışma ve başarma azimleri beni çok etkilemiştir.

Bundan dolayı bu yazımı, Cumhuriyet sevdalısı bu iki kıymetli insana ithaf ediyorum. Tanrım rahmetini onlardan esirgemesin. Gelin bu iki insanın yaşam ve çalışma aşkına kısaca değinelim.

Ayrancı Paşa ve Bayatlı

Vali Kazım Dirik, Cumhuriyet döneminin ilk İzmir Valisidir. O bitmez, tükenmez enerjisiyle İzmir’in her tarafına elini değirmiş bir Paşa Valimizdir. Nerelere ne yaptırmamış ki ? Yüzlerce köy ve kent okulu, yol boyu çeşmeler, şehirler arası yollar. Öyle ki bunların hepsini de çalıştığı 9 yıl gibi kısa dönemde gerçekleştirmiştir. Kendisi her zaman her yerde halkla hep içiçedir. Zaman zaman yaptığı köy ziyaretlerinde onu gören halk, hemen onun etrafını sarıp, arzularını, isteklerini rahatça çekinmeden söyleyebilmiştir. Vatandaşıyla sohbet anlarında çay, kahve yerine onlarla birlikte hep ayran içmesi, Paşamızın adının Ayrancı Paşa olarak anılmasını sağlamıştır.
Hele Bergama’ya yaptıkları anlatmakla bitmez. Bergama Kozak-Ayvalık, Altınova yolu, Bergama-Dikili, Bergama-Soma yollarının yapımı da onun zamanına rastlar. Yıllar önce Kozak yaylasına onun yaptırdığı yolla ulaşılıyordu. Bu yolu yaptırırken bir de çok hoş mimariye sahip Çeşme yaptırmış. 40 yıl öncesinde ben de o yöne yaptığım yolculukta o çeşmeyi görmüştüm. Köy dolmuşları, bu çeşme yanında mola verir, yolcular şöyle bir sigara içimi hava alır, sonra da yola devam ederlerdi. Bugünkü Kozak yolu Özal zamanı yapılınca bu çeşme de koruma amaçlı yerinden sökülüp bugünkü Bergama askeri Garnizonuna taşınmış. Halkımız bu çeşmeyi Paşa Çeşmesi diye adlandırıyordu. Sadece bu çeşme fotoğrafı için garnizonu ziyaret ettim. Komutanlar Pandemi nedeniyle kimseyi içeri alamıyoruz, daha sonra sizi ağırlarız dediler. Keşke onu yeni yolun bir kenarına tekrar taşıyabilsek ya da replikasını kondursak. Eski günleri tekrar anabilsek ve çeşmenin hikayesini anlatıp rahmet dilesek derim.

Bergama Arkeoloji Müzesi 

Bergama Arkeoloji Müzesi inşası ise daha da ilginç ve anlatılmaya değer. Buyrun müze hikayemiz:                  1892 Kırkağaç doğumlu ve Bergamalı Harputlu ailesinin damadı olan Osman Bayatlı, 1923 itibariyle Bergama’da öğretmenlik yapmaktadır. Eğitimcilik mesleğini sürdürürken bir yandan da antik dünyayla da ilgilenmektedir. Bu ilgisi onun Alman kazı heyetiyle de sıkı bir dostluk içinde olmasını sağlamıştır. Onlarla sohbet etmekten ve onları evinde ağırlamaktan mutluluk duymaktadır. Dikili’de ikamet eden torunu Payende hanım “bizim evimizde Türk Alman kazı heyeti hiç eksik olmaz ve onları evde ağırlamaktan çok mutlu olurdu” diyor. Bir gün Çeşme ilçemize tayini çıkınca üzülür ama arkeoloji sevdası ağır bastığı için hiç düşünmeden öğretmenlikten ayrılıp Bergama da kalmaya karar verir. Önceleri müze görevlisi olarak hizmet vermeye başlayan Bayatlı, daha sonra müzenin ilk müdürü olur. Cumhuriyet dönemi 1927 yıl itibariyle kazılar tekrar devam eder. Özverili çalışmalar sonucunda çok miktarda eserler ortaya çıkar. Öyle ki, Kazı evi ve halkevinde saklama yeri kalmaz. Müze yapma fikri zorunluluk halini almıştır artık. Bu düşünce kazı heyetiyle de paylaşılır. Alman kazı heyetinden iki Profesör müze planını hazırlamaya koyulurlar. Fizibilite çalışmalarını ise Necmettin Emre hesaplamıştır. Ona göre bina yapımı için 14 bin lira gereklidir. Girişimler yapılır ve belediyeden arsa sağlanır. Derhal hafriyat çalışmaları yapılır, arsaya kazıklar çakılır; ama ortada daha fazla bir faaliyet yoktur.
Bir gün Paşa, Bergama’ya tekrar gelir. Önce hafriyat alanı gezilir sonra kazılarda ortaya çıkan depodaki eserler görülür. O arada Osman bey ve Paşa ile arasında şöyle bir konuşma geçer. “Generalim, bu güzel eserleri halkevine yığdık, bunlar burada böyle mi kalacak, Bergama’nın bir müzesi olmayacak mı?” der. Paşa, “Haklısın, sayın Bayatlı, hemen işe başlayalım yarın size 200 lira yolluyorum” der. Paşam, İki yüz lira az değil mi ? Paşamızda gülerek, “parayla herkes iş yapar, sen bu parayla başla, gerisi gelir” der. Gerçekten de müze, 3 yıl içinde tam 15 bin liraya yapılır. Ve Bergama bu iki kültür insanının çabalarının sonucu 1934 yılında büyük bir bahçe içinde güzel bir arkeoloji müzesi kazanır. Müzemiz, 87 yıldır sonradan eklenen yanındaki Etnografya kısmıyla birlikte bizlere hizmet vermektedir. Dile kolay tam 87 yıl. Şimdi ben bu iki gönül insanını takdir etmeyeyim de ne yapayım.
Arkeoloji müzemiz envanterine kayıtlı tam 19 bine yakın arkeolojik eser ve sikkeye sahiptir; ancak bugün bu sayının bir bölümü sergilenebilmektedir. Daha büyük bir müze inşası bitince bu sorun da ortadan kalkacak sanırım. Bana sorarsanız ben bu müzemizin küçüklüğünden, zarafetinden memnunum. Bir İnternet sayfasında müze ile ilgili “müzede bir şey yok” gibi acı bir eleştiri görünce bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Müzemizde bana göre çok özel eserler bulunmaktadır. Belki eserlerin bilinirliği olmadığı için bu eleştiri yapılmıştır. Ben de sizler için 15 özel eseri seçtim. Hikayeleriyle birlikte anlatılınca heykellerin ve diğer eserlerin değerleri daha iyi anlaşılacaktır. Çabam ve heyecanım bunun içindir.

Demeter

Merdivenlerden çıkıp ana binaya girişten sola dönünce duvarda Demeter kabartması bulunmaktadır.
Akropolde Demeter kutsal alanında bulunmuştur. Sanki bir lahitin ön yüzü gibi görülüyorsa da aslında bununla, tapınak giriş yan duvarı kaplanmıştır. Zamanın mimarları isteselerdi bu duvarı şimdiki mimarlar gibi kabartmasız boş bir mermerle kaplayabilirlerdi; aksine estetiği ön plana alan antik dünyanın mimarları, Tapınak girişini frizli bir mermer blokla kaplamışlardır. Mermer bloğun tam ortasında Bereket tanrıçası Demeter kabartması bulunmaktadır ve elinde Phiale adı verilen bir kabı tutmaktadır. Sağ tarafında üzerinde kutsal ateşin yandığı altar, sol tarafında ise kendisi için kurban edilecek bir boğa yer almaktadır.

Yılanlı Sütun

Üzüntüyle yanından geçtiğim Zeus sunağının maketinin hemen yanı başında, Asklepeion’da bulunan bir yılanlı sütun yer almaktadır. Bu sütunun üzerinde bir tas ve iki yılan figürü gözükmektedir. Onun ilginç olan hikayesini sizlerle paylaşayım.
Asklepeion, antik dünyada sağlık merkezinin adıdır. Asklepios ise Apollon’un oğlu olup sağlık tanrısıdır. Dünyada antik dönemden kalan 3 tane Asklepeion bulunmaktadır. Birincisi Epidauros’ta, ikincisi bizlerin İstanköy dediği Kos adasında, üçüncüsü de bizim kentimiz Bergama’da. Buradaki sağlık merkezi M.S. ikinci yüzyılda Dr.Galenos la birlikte en parlak devrini yaşamıştır. Dr.Galen’in Asklepeion’a kabul ettiği her hastanın, iyi olacağına inanılırdı. Hatta Asklepeion giriş kapısına ,”Tanrının emriyle buraya ölüm giremez” diye yazılmış. Sağlık merkezine, bir gün bir hasta gelir ve doktor Galen onu muayene eder ancak durum olumsuzdur. Dr.Galenos hastaya “seni hastaneye kabul edemem, çünkü senin hastalığın ümitsiz bir vakadır” der. Bu olumsuz cevabı duyan hasta, üzüntülü bir şekilde evine dönerken yolda bir tasın içine zehrini akıtan iki yılan görür. Hasta adam, madem ki ben bir kaç gün sonra öleceğim, şu yılan zehrini içeyim ve çabucak öleyim bari der ve zehirli sütü bir dikişte içer. Evine dönüp ölümünü beklemeye koyulur. O da ne ? Bir kaç gün geçmesine rağmen, adam öleceğine aksine canlanır. Durum ünlü doktor Galenos’a anlatılır. O da uzun araştırmalarının ardından bir sonuca varır. Zehir’in zehire karşı etkisini tespit eder. Ve hastalarına bu yöntemi kullanır. Çağımızda bugünkü Penisilinin keşfi bu hikayeye bağlanıyor. İşte bu hikayeden yola çıkılarak tıbbın sembolü de yılan olur. Ve de bu yılanlı sütun, Asklepeion’da kutlama alanının tam ortasına dikilir. Bugün Asklepion ziyaretinde gördüğünüz Yılanlı sütun, orijinalinin Replikasıdır. Kazılarda ele geçen bu orijinal Yılanlı Sütun müzemizi süslemektedir.

Zeus Sunağından kalan tek parça At heykeli

Bana göre Zeus sunağından kalan tek parçadır. Yani Zeus sunağın en ufak parçasına kadar her şeyi 140 yıl önce götürenler bu heykeli nasıl olduysa burada unutmuşlar, inanılacak gibi değil, hayret doğrusu Bildiğiniz gibi Zeus sunağı Almanlar tarafından bilerek, isteyerek, sistematik bir şekilde yurt dışına götürülmüştür. İşte o sunağın resimlerinin ön kısmına baktığınızda iki tane at figürü görürsünüz. Attaliden hanedanının her döneminde at besiciliği Bergama’da çok revaçtaymış. Diğer ülke orduları bile cins atlarını Bergama’dan temin ederlermiş. Olimpiyatlarda yapılan arabalı, arabasız yarışlardaki başarılar, Bergama atlarının ününe ün katmışlar. Şair Arceslas, Bergama atları için yazdığı destanda şöyle bahsediyor:
“Bergama yalnız silahlarıyla değil, atları ile de mağrurdur . Ve Bergama gelecekte daha büyük şan ve şereflere nail olmaya layıktır”. Bunu göz önüne alan devrin mimarları, Sunağı inşa ederken yapının ön tarafını iki At heykeli ile de süslemişler. İşte o attan biri parçalanmış olarak kazılar sonucu bulunmuş, restorasyonundan sonra müzemizde sergilenmektedir. Sunak’tan yadigar, bu nadide eseri çok önemsiyorum.

Dünyadaki en güzel Gülen Çocuk başı

Eros Büstü, Müzenin ikinci bölümünün orta camekânında Gülen çocuk Eros bulunmaktadır. Benim en favori eserimdir. İşlenilen mermer rengi itibariyle de çok özel. Heykeltıraş o kadar özenli bir işçilik sunmuş ki, yüzdeki o gülüş, tebessüm, yanaklardaki aydınlık, saçlardaki o tarama müthiş. Size bir öneride bulunacağım. Müze ziyaretinizde bu Eroslu camekanın önüne geldiğinizde, Eros başının önünde sağ dizinizi yere koyunuz. Sonra başınızı aşağı eğip gülen çocuğun dudaklarının arasına bakınız. Ve dudakların arasındaki dişlerini görünce bu eseri ortaya koyan sanatçının alnından öpmek istiyorsunuz. Yani, sanatçı dudakların altına iki ön dişini de koymayı unutmamış. Buna şapka çıkarılır derim. Şimdiye kadar pek çok müzede pek çok Eros başı gördüm ama bunun kadar güzelini hiç bir yerde görmedim. Kuvvetlice bir iddiada bulunmak istiyorum.
En iyi Eros Başı, Bergama’daki sanatçılarca üretilmiştir. NOKTA. Roma dönemine ait 22 santim büyüklüğündeki bu güzel eser Asklepeion’da bulunmuş ve müzemizde yerini almıştır.

Adak levhası

Aynı camekanın hemen sağında bronz parmak, kol, el, ayak figürleri ve adak levhaları yer almaktadır. Bu adak levhası bronzdan oluşmakta ve üzerinde altın bir kulak figürü vardır. Hemen alt tarafında kim tarafından sunulduğu yazmaktadır.
” Phebia Sekounda kurtarıcı Asklepios’a adadı”.
Bu bize gösteriyor ki sağlığına tekrardan kavuşan hastalar, doktorlara ve sağlık tanrısına böyle hediyeler sunuyorlarmış. Bu merkezde her türlü hasta, ilaç – çamur banyosu ve psikiyatri tedavisiyle iyi edildiği bilinmektedir. Bu yüzden sağlık merkezi, termal sularıyla zengin olan bugünkü bölgeye kurulmuştur. Diyeceksiniz ki biz Asklepeion’a gittik, bir çeşmeden gayri hiç su göremedik, ne oldu o sulara? Ne yazık ki çeşitli zamanlarda meydana gelen depremler, su kaynakların kurumasına sebep olmuştur. Bergama’nın en ünlü doktoru Galenos’tur. M.S. 123 Bergama da doğmuş, 202 de Roma da ölmüştür. Bulduğu ilaç ve ilginç tedavi yöntemleriyle, devrin en ünlü doktoru olmuştur. İlaç tedavisi yanında psiko- terapi yöntemiyle de hastalarını iyi ettiği bilinmektedir. Davet üzerine Doktor Galen, uzun zaman Roma saray doktorluğu görevini de üstlenmiştir.

Kouros

Müzemizde hiç dikkat çekmeyen oysaki müzenin en eski heykellerinden biri olan “ Kouros” heykelini de sizler için seçtim. Çandarlı/Pitane nekropolünde bulunmuş ve M.Ö.6 yüzyıl Arkaik döneme aittir. Kireç taşından yontulmuş, stabil vaziyette duran, yüz hatları belirgin olmayan, üzerinde deriden bir şal bulunan bu heykel, devrin ünlü bir atletine ait olduğu söyleniyor. 1,62m. Yüksekliğinde 50 cm genişlikteki bu orantısız heykeli seçip size sunmamın sebebi ise, ilerde yazacağım bir araştırmamın mihenk ve sıçrama taşı olacağındandır. O Konumuz Heykelcilikte Bergama ekolü olacaktır.

Nymphe/ Su Perisi

Bu heykel şimdilerde yitik bir kent/sağlık merkezi olarak Yortanlı baraj suyunun altında kalan Allianoi da bulunmuştur. 12 yıl süren kazılar sonucunda bu yörede 400 den fazla eser bulunmuştur. Yıllarca Paşa ılıcası olarak adlanan ve kullanılan bu termal hamamda bir niş içinde bu Su perisi heykeli ortaya çıkarılmıştır. Bu heykeli bulma sevincini yaşayan Kazı heyetine 2010 yılında “tamam yeteri kadar kazı yaptınız burayı terk edin, biz buraya baraj yapacağız” denmiştir. Ne kadar acı bir durum, üzülmemek elde değil…

1,60 m yüksekliğinde mermerden yapılmış olan Su Perisi heykeli elinde tuttuğu istiridye kabuğu ise su küveti olarak kullanılmış. Müzenin en son bulunan nadide bir heykelidir.

Zeus Başı

Asklepion kutsal alanında bulunan sakallı ablak suratlı mermer erkek başı M.Ö.2.yy helenistik döneme ait olup 48,5cm yüksekliğindedir. Bu eser Müzece Zeus başı olarak etiketlenmiş. Bu konuda müze ile aynı görüşte değilim. Benim iddiam bu bir Khiron başıdır. Bu eserin bulunduğu yer Asklepeion’a giden sütunlu caddedir. Araştırmalarım, eser bulunduğu yıllarda Zeus başı olarak adlandırılmış . Yine aynı yıllarda Asklepion da başsız olarak bulunan Khiron heykelleri bulunmuş. Üstelik Sağlık tanrısı Asklepios ’la Khironlar birbirleriyle ilişkilidir. Çünkü Khiron’lar, bildikleri sağlıkla ilgili tüm bilgileri ona severek aktarmışlardır. Antik dönemde basılan madalyonlarda bile beraber resmedilmişlerdir. Ayrıca dünya da bulunan diğer Khiron heykelleri de aynı ifadeyi veren başlara sahipler. Bunlarla birlikte, Heykelcilik konusunda çok değerli eser yazmış Ramazan Özgan hocamız da benim savımı doğrulayarak, bu başın Khiron lara ait olması gerektiğini ifade ediyor. (S.198) Bu veriler ışığında diyorum ki bu eser gerçek bir Khiron başıdır. Sanatçı, bu eserini tam bir Bergama Barock ekolu tarzında yaratmıştır. Gözler iri ve yukarı bakıyor, darmadağınık saçlar , uzunca sakallar, yarım açık ağız. Görülmeye değer, çok güzel, özgün bir Bergama Barock ekol ürünüdür.

Diodoros Pasparos büstü   

Müzemizi gezenler için normal bir büst gibi gelebilir; ancak Pasparos’ un hayat hikayesi araştırılırsa onun kentin tarihine imza atmış bir geçmişi ortaya çıkar. M.Ö. 133 itibariyle Attolos 3 ün ölümüyle birlikte Bergama Roma imparatorluğuna geçmiştir. Roma ile M.Ö.60 lara kadar iyi ilişkiler sürdürdüyseler de bu tarihten itibaren sıkıntılar başlamış. Vergiler artmış, baskılar başlamış, mutsuzluk ön plana çıkmıştır. Yani Bergamalılar, durumdan hoşnut değillerdir. Bundan dolayı Bergamalılar makas değiştirmeyi düşünmektedirler. O zamanlarda Mithridates, Anadolu’da isyan bayrağını çekmiş, hatta Romalıları bir kaç yerde yenmiş ve güçlenmiştir. Fırsat bu fırsat deyip Bergamalılar, Roma’ya karşı Mithridates yanında yer alırlar; ancak Roma tekrar toparlanıp Mithridates’i tepeleyince, Bergama yanlış ata oynamanın cezasını, Roma tarafından konan daha ağır vergileri ödemeye mahkum edilmiştir. İşte Roma ile Bergama’nın arsasındaki bu büyük problemi, Bergama’nın has evladı Diodoros Pasparos devreye girip çözmüştür. Bu çözüm sonucu Bergama, ağır vergilerden ve harçlardan muaf tutularak rahat bir nefes alması sağlanmıştır. Bergamalılarda onu unutmayarak onun için Akropol orta şehirde, kult merkezi inşa etmişlerdir. Ayrıca o, her zaman Bergamalının yanında olmuş, varını yoğunu Bergama için harcamaktan hiç çekinmemiştir. Gymnasıumun yenilenmesini, eksedrasının yapımını cebinden para harcayarak gerçekleştirmiştir. Askerlerin yağlanmasında kullanılan yağ ihtiyacını her zaman O gidermiştir. Yani o gerçek bir Gymnasıumarkhos ve hayırseverdir. Onun bu büstü, Akropolde kendi kült merkezi kazılarda bulunmuş ve müzemizde yerini almıştır.

Nike Heykeli

Müzede Zafer tanrıçası Nike heykeli, iki tane bulunmaktadır. Birincisi Helenistik dönemden olan, bir ikincisi de Roma döneminden olandır. Sizin için seçtiğim Nike heykeli roma döneminden olanıdır. Asklepeion’da Asklepios Kutsal alanı akroter denilen köşe kısmında kullanılmış ve kazılarda orda bulunmuştur. Bu heykel, mermerden 1,19 metre yüksekliğinde Roma dönemi 2.yy la ait bir değerli eserdir. Her dönem Nike heykelleri, rölyefleri, hep kanatlı sunulmuştur. Bu heykelde kanatlı yapılmış, sanki gökyüzünden yeryüzüne uçarak iniyormuş gibi tasvir edilmiştir. Aslında o mitolojiye göre Okeanos’un kızı, Athena’nın yakın arkadaşı ve kanatlı hızlı uçan bir kız olarak sunulur. Salonun köşesinde yukarıda bir kaideye konulmuştur.

Hadrianus Heykeli

Roma imparatorluğunun beş iyi imparatorundan en güçlülerinden biridir. Heykeli 2,26 yüksekliğinde olup normal insan boyutlarından oldukça irice sunulmuştur. Sanatçı, onun kudretini tasvir etmek için heybetli olarak işlemiştir. Romalılar zamanında hamamlar, mitolojik tanrılar heykelleri yanında, tanrılaştırılmış imparator heykelleriyle de süslenmiştir; ancak Bergama da ise onun heykeli Asklepeion kütüphanesinde yer almış ve orada bulunmuştur. İmparatorun çıplak tasvir edilmiş olması onun tanrılaştırıldığının bir ifadesi olarak düşünülüyor. Müzenin en büyük heykelidir diyebilirim.
117-138 yıllarında hükümdar olan Hadrianus zamanında Bergama ikinci parlak devrini yaşamıştır. Hatta Anadolu’daki her antik kentinde kendisi adına yapılmış pek çok eser bulunmaktadır. Bergama Akropolünde ise ondan önceki imparator Trayanus için yapılan tapınak, onun ölümüyle yarım kalınca Hadrianus’un katkılarıyla tamamlanmıştır. Onun bu cömertliği karşılığında Bergamalılar, tapınak exsadrasına Hadrianus’un heykelini dikmişlerdir. Replikası, tapınak yanında orijinali ise müze orta avlusunda yer almaktadır.

Kadersiz kız Medusa

Medusa Mozaiği: İmparator Hadrianus heykelinin önünündeki zemini bir renkli mozaik süslemektedir. Bu mozaiğin merkezinde Medusa’nın başı yer almakta ve saçları yılanlarla çevrilmiş haldedir. Hikayesi mi ? Gelin size bir çok mitolojik versiyonundan birini anlatayım. Medusa, Gorgon ailesinin üç güzel kızından biridir. Ailenin ilk iki kızı ölümsüz ama Medusa ölümlüdür. Dünyada zeka tanrıçası Athena’yı sevmekte ve onun tapınağında bakire olarak hizmet etmeye kendisini adamıştır. Güzelliği dillere destan olan Medusa, kendisine erkeklerden gelen her evlenme tekliflerini hiç düşünmeden geri çevirmektedir. Bakire yaşayıp tapınakta hizmet etmeyi arzulamaktadır. Bir gün denizlerin tanrısı Poseidon, onu Athena tapınağında görünce aşık olur. Hatta bir ara ileri derecede kızcağızı sıkıştırır. Bu olay Athena tarafından duyulur ,”Vay sen benim tapınağımda nasıl böyle işler yaparsın?”diye çıkışır. Kimse bir daha ona ilgi duymasın diye, önce bu güzel kızın saçlarını yılana çevirir. Sonra da onu ölümle cezalandırma kararı alır. Bu görevi de Perseus’a verir. Ona bir de çelik kalkan hediye eder. Çünkü Medusa’nın o kadar güzel gözleri var ki kendisine bakanı ya aşık ediyor ya da yakıp mahvediyor. Kalkan, güneş ışığını geri yansıtarak Perseus’un görünmesini engelleyecektir. Planlandığı gibi, Perseus, kalkanını ayna gibi kullanarak Medusa’nın gözünü karartır ve kendisinin görünmemesini sağlayarak , elindeki orakla Medusa’nın başını kopartır. Sonra da onun başını gururla getirip Athena’ya sunar. Heykeltıraşlar, bu hikaye ışığında Athena heykellerini yaparken göğüs kısmına Medusa’nın kesik başını eklemişlerdir. Diyebiliriz ki göğsünde Medusa başı olan heykeller, Athena heykelidir. Diyebilirsiniz ki, peki hemen hemen bir çok antik kentteki binalar neden Medusa rölyefleriyle süslenmiştir, bunun nedeni nedir diye sorulursa Cevabım yapıtlarına kimsenin kem gözlerle bakılmasını önlemek içindir diyebiliriz.
Müzemizdeki 17 metre kare büyüklüğündeki Medusa mozaiği, pek çok yayınlarda Akropol’de bulunmuştur deniyor. Bu ifadeye hep kuşkuyla bakmıştım. Çünkü Akropol’de bulundu söylemi genel bir ifadedir. Oysa ki Arkeologlar, buldukları eserin kesin tarih, saat ve mekanını notlarına kaydederler. Halktan da duymuştum bu mozaiğin bir ev inşasında bulunduğu yönündeydi. Ta ki – İ.H. Güzeller beyin yönettiği Geçmişten günümüze fotoğraflarla Bergama isimli Facebook sayfasında yayınlanan 14 ekim 1929 tarihli Vatan gazetesi küpürüne kadar. Gazete küpüründe Mozaiğin, avukat Fehmi Kural’ın ev inşası sırasında bulduğu ve müzeye devri konusunda da çok çaba gösterdiği yazılmaktaydı. Bu konuya ilgi duyan Bergamalı dostlar, duyduklarını, bildiklerini de o gün bizimle paylaştılar. Bu eserin bulunduğu evin yeri saptandı. Buna göre Medusa mozaiğinin Harputlu mahallesinde bulunduğu kesinleşmiş oldu. Bu bilgiyi müzeyle paylaştım. Eserin müze envantere girişinin 2006 yılında yapılmış olması ve de bilgi eksikliği nedeniyle eser, kayıtlara bir temel kazısında bulundu diye yazılıp geçilmiş. İnşallah, sunduğum gazete küpürü haberiyle, kayıtlardaki yanlış, doğruya döner.

Khiron mu? Kentauros mu?

Kentauroslar, mitolojiye göre Yunanistan’ın Teselya bölgesinde yaşamış, gövde ve baş kısmı insan, alt kısım bir at görünümlü azgın At adamlardır; Enteresan bir hikayeleri var. Bir gün davet edildikleri bir düğünde, kadınlara ve geline sarkıntılık ettikleri için hem davetten hem de o bölgeden kovulmuşlardır. Yani bunlar sapkın kişilikli at adamlardır.
Peki Khiron kimdir derseniz, anlatayım. Onlar da insan gövdeli at görünümlü yaratıklardır; ancak Khironlar, Kentaurosların gelişmişi, uygar, kibar ve eğitici olanlarıdır. Üstelik Kentaurus’larla aynı aileden gelmemektedirler. Ayrıca akla gelen daha bir çok sayıdaki ünlü kişileri de eğittikleri biliniyor. Patroklos , Achilleus gibi. Mitolojiye göre, Apollon’un oğlu Asklepios’a, doğumundan itibaren tüm güzel sanatlar eğitimlerini Khironlar vermişlerdir. Bu eğitimin yanı sıra tüm sağlık bilgilerini, teşhis ve tedavi yöntemlerini de ona öğretmişler. Bana kalırsa bu At adam torsoları, ünlü bilge Khiron’un onurlandırılması amacıyla bilinçli olarak Asklepeion’a dikilmişlerdir. Böylece onlara vefa örneği gösterilmiştir. Yani müzemizdeki iki At adam torsoları bana göre Kentauros değil Khiron ’dur. Eğer Truva müzesini gezerseniz aynı biçim ve büyüklükte bir Khiron görebilirsiniz; ama müzemizde iki tane bulunuyor ve birbirinin aynısı. Her ikisinin de baş kısımları yok ama böyle yarım bulunmalarına da şükür ediyoruz.

Cunda Panaya Kilisesi Çanı

Panaya Kilisesi Cunda adasının en görkemli ve büyük kilisesi olarak bilinmektedir. 1863 yılında yapılan bu kilise, 1944 yılına kadar ayakta kalmış. Kilisenin Üç ton ağırlığıyla zamanında dünyanın en büyük çanına sahiptir. Ne enteresandır ki bu Çanı bir Katolik aile, Rum cemaatine hediye etmiştir. Çan, birinci dünya savaşı öncesi Ayvalık halkı, onu İlyas peygamber tepesine taşımış. Tınlaması, her taraftan duyulduğu için alarm amaçlı olarak oraya konmuştur. Daha sonraları Ayvalık’ta müze olmadığı için Bergama’ya taşınmıştır. Yıllardan beri müzemizin Bahçesini süslemektedir. Bu nadide çan Bochum kentindeki metal dökümhanesinde üretilmiş, üzerinde Ali – Aga – EA- Baltazzi – 1863 yazmaktadır. Baltazzi ailesi o devirde çok güçlü ve zengin bir ailedir. Sultan Abdülmecit’in samimi dostları olup bankacılığın mimarlarıdırlar. 300 000 dönüme yakın Ayvalık’tan Aydın’a kadar verimli toprakları olduğu söyleniyor. Her ne kadar Baltazzi ailesi Katolik olsalarda Rumlarla sıkı işbirlikleri nedeniyle onların bu kilisesine bu değerli Çanı hediye etmişlerdir. Çünkü bu ailenin yanında ve topraklarında binlerce Rum çalışmaktadır. Bu hediye ile onlarında gönüllerini alarak onların kendilerine karşı sorunsuz çalışmalarını sağlamışlardır. 7.kuşaktan, son Baltazzi, Duayen turizmci Alex Baltazzi ile bir ara turlarına çıkanlarından biriyim. Sakin ve iyi insandı. Bir kaç yıl önce kaybettik. Ve onu da rahmetle anıyorum.

Sağancılı Veli İsyanı

İbrahim Ağa Lahdi: Müzemizin bahçesinde Osmanlı dönemine ait çok güzel görülmeye değer mermer Lahitler ve mezar yazılı işlemeli mezar taşları yer almaktadır. İşte köşedeki en güzel lahit Arapoğlu İbrahim Ağaya aittir. Arapoğulları Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bergama yöresinin Voyvodası olarak yıllarca görev almış ünlü bir sülaledir. 18.yy da Bergama da su problemi çekilmektedir. Arapoğlu ailesi , bu problemi, Geyikli dağından Bergama’ya su akıtmalarıyla çözmüştür.
En son Arapoğlu olarak Veli İbrahim Ağa, Voyvodalık-Ayânlık görevini üstlenir. Rahatına düşkündür. İşlerini yanındaki adamı Sağancılı Veli’ye bırakır. Güç zehirlemesi yaşayan Sağancılı Veli, Ağanın kızına talip olur; ancak “kapımızdaki adama verilecek kızımız yoktur” denilerek bu istek reddedilir ve filmlere konu olacak aşağıdaki hikaye başlar. Ağa, kızını İzmir den Abdülfettah efendiye verir. Sağancılı Veli bunu duyunca yıkılır, isyan bayrağını çeker. Hatta bir gece kızanlarıyla birlikte ağanın konağını basar ve onu öldürür. Artık o, Voyvodalık görevini üstlenmiştir. Güçlenmiştir, gözü hiç bir şeyi görmez, tek amacı, aşık olduğu Ağanın kızını geri almaktır. Hemen harekete geçer, İzmir’i basar, Ağa kızını getirmelerini ister, tehditler savurur ve şehri yakıp yıkacağını söyler; Şehrin ileri gelenleri etme eyleme deseler de ona laf dinletemezler. Üstelik Kadın evli. Hem ortada şeriat kanununa göre nikah üstüne nikah olmaz kuralı vardır. Bu durum çözüm bulacakların ellerini, kollarını, bağlamaktadır. En sonunda Aracılar, çare olarak, Abdülfettah efendiden karısını boşamasını isterler. Sonra mı ?, Şeriat eğilir bükülür, aracılar vasıtasıyla adamın İzmir’den Kütahya’ya kaçması sağlanır. Nikah boşa düştü denilip Ağa kızı, Sağancılı Veli’ye verilir. Ve şehir bir beladan kurtulur. Bergama’ya dönülür bir hafta boyunca düğün dernek yapılır. Veli’nin bir kaç yıl daha süren Voyvodalığı İstanbul’u rahatsız eder. Sağancılı, Abdi Paşa komutasında gelen müfrezeye, karşı koyamayacağını anlayınca, önce çok sevdiği karısını öldürür, sonra da firar eder. Sonuç kaçınılmazdır. En sonunda Abdi Paşa’nın eline düşer ve kafası kesilip saraya yollanır. Bölge sükunete kavuşur, onun zorla gasp ettiği mallar halka geri verilir. Akçeli varlığı ise İstanbul’a götürülür. Bir hikaye de böylece sona erer.

Kaynakça
Hellenistik Devir Heykeltıraşlığı – Ramazan Özgan
Helenistik heykelcilik -R.R.R.Smitt
Mitoloji – Ege’nin iki yakasının öyküsü – İlhan Akşit
Bergama Krallık Kültü- Doç.dr.Y.Güngör – Berksav
Bergama Müzesi – Bergama Kültür ve Sanat Vakfı yayını

 

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.